Podcast

Depremi Durduran Katil: Herbert Mullin

Karanlık Dosyalar

6 gün önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Herbert Mullin’in kafasındaki hesaba göre Vietnam’da her yıl ölen binlerce genç Amerikalı, Kaliforniya’yı yıllardır büyük bir depremden koruyordu. Amerika savaştan çekilmeye hazırlanırken eksilecek ölümleri kendi eliyle tamamlamaya karar veren Mullin, dört ay içinde Santa Cruz ve çevresinde 13 kişiyi öldürecekti.



(00:00) Intro
(01:58) Los Gatos'ta Bir Rahip Cinayeti
(03:14) Deprem Günü Doğan Çocuk
(07:02) Babaya Kalkan El
(08:58) Depremi Durdurma Hesabı
(10:45) İlk Üç Kurban
(14:16) İntikam Listesi ve Ormandaki Barınak
(16:51) Son Kurban ve Karakoldaki Sessizlik
(18:23) Akıl Hastası mı, Suçlu mu?
(21:50) Jüri Başkanının Mektubu



Sunucu: Sezgi Aksu

Yapımcı: Podbee Media



Bu bölüm reklam ve sponsorluk içerebilir.

Bölüm Transkripti

2.362 kelime · ~12 dk okuma

Biri mi var orada? Tanrı senin kalbinde olsun. Seni dinliyorum evladım. O kapı benim tarafım.

Siz perdenin öbür yanına geçeceksiniz. Tamam, tamam sakin olun. Çıkıyorum. Bir dakika.

Ne oluyor? Ne oluyor? Neden tanıyor musunuz? Kimsiniz siz?

Transkriptin tamamını oku

Bırakın onu. Biri yardım etsin. Yardım et. Ben Sezgi Aksu.

Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizinle Kaliforniya'yı büyük bir depremden kurtarmak için insan öldürmesi gerektiğine inanan bir adamın dosyasını açıyoruz. Bu adamın kafasındaki hesaba göre felaket çok yakındı ve onu durdurma görevi kendisine verilmişti. Bu inançla 1972 sonbaharından itibaren 4 ay içinde sahil kasabası Santa Cruz ve çevresinde yaşları 24 ile 72 arasında değişen 13 kişiyi öldürdü.

Yakalandıktan sonra kurbanlarının milyonlarca insan kurtulsun diye ölmeye razı olduklarını anlattı. Ne dersiniz? Herbert Mullen'in zihninde bir yolculuğa çıkmaya hazırsanız başlayalım mı? Günah çıkarma hücresinde saldırıya uğrayan rahip, 64 yaşındaki Henri Tomei'di.

Peder Tomei, 2. Dünya Savaşı sırasında memleketi Fransa'da Nazi işgaline karşı yeraltı direnişinde çalışmış, yıllar sonra da Santa Cruz'un arkasındaki tepelerde kalan Los Gatos kasabasına yerleşmişti. Saldırı, Katoliklerin ölülerini andığı Ölüler Günü'nde 2 Kasım 1972'de gerçekleşti. Olay sırasında kiliseye giren kadın, koyu renk giyinmiş genç bir adamı ancak bir anlığına görebilmişti.

Peder Tome ise aldığı bıçak darbeleri yüzünden hayatını kaybetti. Kasabada bunun şeytana tapan bir tarikatın işi olduğu konuşulmaya başlandı. Polis katil belki gelir diye cenazeye bile katıldı ama o genç adam hiç ortaya çıkmadı. Günah çıkarma hücresinde parmak izleri kalmıştı fakat bu izleri karşılaştıracak bir şüpheli yoktu.

Henüz bilmiyordu ama peder Tomei'yi öldüren adam son 3 hafta içinde 2 kişiyi daha öldürmüştü. Herbert William Mullen 18 Nisan 1947'de Kaliforniya'da doğdu. Ailesi ona Herb diyordu. 18 Nisan 1906'da San Francisco'yu yerle bir eden büyük depremin yıl dönümüydü.

Herb'ün 8. doğum günündeyse Albert Einstein hayatını kaybetti. Yıllar sonra Herb bu iki tesadüfü depremleri durdurmak için seçildiğinin işareti sayacaktı. Babası Bill Mullen, İkinci Dünya Savaşı'nda savaşmış, sert ama ailesine asla kötü davranmayan bir adamdı.

Akşam yemeğinden önce oğluyla mutfakta şakasına boks yaparlardı. Herb okulun Amerikan futbolu takımında oynuyordu ve 1965'te mezun olurken sınıf arkadaşları onu geleceğin en başarılı ismi seçmişti. Ama mezuniyetten kısa süre sonra en yakın arkadaşı bir trafik kazasında öldü. Herb odasında arkadaşı için küçük bir sunak kurup saatlerce başında oturdu ve kendini reenkarnasyon fikrine kaptırdı.

Şizofreninin ilk belirtilerinin çıkmaya başladığı yaştaydı. Ertesi yıl Herb lise yıllarından tanıdığı Jim Canera ile tanıştı. Canera onu savaş karşıtı hareketle ve uyuşturucuyla tanıştırdı. Bundan sonraki yıllarda Herb'i tanıyanlar onda büyük bir değişim gördüler.

Depremden ilk kez bu sıralarda bahsetmeye başladı. Kız arkadaşına Kaliforniya'yı yakında büyük bir depremin vuracağını ve ondan önce Kanada'ya kaçmaları gerektiğini söylüyordu. Boş bakışları ve sertleşen tavırları yüzünden 1968'de ilişkileri bitti. Ertesi yıl bir akşam Herb ablası ve eniştesinin evinde yemekteydi.

Tuzu uzatır mısın tatlım? Tuzu uzatır mısın tatlım? Ne oldu Herb taklit mi yapıyorsun yine? Ne oldu Herb taklit mi yapıyorsun yine?

Ya Herb yeter ama ya. Ya Herb yeter ama ya. Ya Herb bak ciddiyim kes şunu artık. Herb, ciddiyim. Kes şunu artık.

Ablasının anlattığına göre Herb, eniştesinin yaptığı her hareketi ve söylediği her kelimeyi tam dört saat boyunca tekrarlamış, sonra oturup sessizce onlara bakmaya başlamıştı. Bilinen belirtilerinden biriydi. Ertesi gün ailesi onu Mendocino Eyalet Hastanesi'ne götürdü. Herb kendi isteğiyle yattı ve kısa süre sonra taburcu edildi.

Sonraki iki yıl Herb'ün hayatı hastanelerle sokaklar arasında geçti. Bir keresinde ormandan gitmesini isteyen bir korucuya karşı yanındaki av bıçağına uzandı. Birlikte yaşadığı arkadaşına kendisine mesajlar geldiğini anlatıyordu. oluyordu. Davranışları giderek ürkütücü bir hal alınca yeniden hastaneye yatırıldı ve bu kez

yatış kararında ruhsal bozukluğu yüzünden hem kendisi hem de başkaları için tehlikeli olduğu açıkça yazıyordu. Birkaç ay sonra bir başka psikiyatri servisinde daha yattı. Hastaneden her çıktığında ona ilaç yazılıyordu. Ama Herb ilaçlarını düzenli kullanmıyor, Gittiği terapi seanslarına da bir süre sonra uğramaz oluyordu.

1971'de San Francisco'ya taşınıp boksa başladığında ilk turnuvasında rakibine durmadan vurduğu için antrenörler onu ringden çekip almak zorunda kaldı. Eylül 1972'de 25 yaşındayken Herb yeniden ailesinin Felton'daki evine döndü. İlaçlarını almayı bırakmıştı Ve babasına karşı içinde biriken öfke her geçen gün büyüyordu Herp! Hadi oğlum, yemek hazır Hadi baba, gel boks yapalım Eski günlere mi döndük? Otur hadi otur, yemek soğuyacak

Gel dedim, uzun sürmez Herp! İndir şu ellerini Herp! Bill Mullen o akşamı daha sonra bir psikiyatriste anlatırken çok korktuğunu söyleyecekti. Karşısındaki artık büyüttükleri çocuk değildi.

Onu tanıyamıyorlardı. Herb başına gelen her şeyin suçunu başkalarına yüklüyordu. Gençken kullandığı uyuşturucuların beynini bozduğunu söylüyor. Bunun için en çok da eski dostu Jim Janera'yı suçluyordu.

Ailesinin ise daha o 5 yaşındayken akrabalarıyla birlikte bir plan kurduğuna, zihinsel ve cinsel gelişimini bilerek engellediğine inanıyordu. Ona göre ailesi bunu bir sonraki hayatlarında daha iyi bir yerde doğabilmek için yapmıştı. Ama uzmanların çoğu bu açıklamaları yeterli bulmadı. Herb'ün uyuşturucu kullanımı çevresindeki yaşıtlarından fazla değildi ve bu boyutta bir sarnıyı açıklamaya yetmiyordu.

Üstelik 1973'ün başında uyuşturucuyu tamamen bırakmıştı ve bu korkunç cinayetler işlemesini engellemeyecekti. Ailesiyle ilgili anlattıklarını da uzmanlar hastalığın kendisinin ürettiği sarnılar olarak değerlendirdi. Yıllar önce kız arkadaşına Kanada'ya kaçmaktan bahseden Herb Mullen zamanla bu depremi durdurabileceğine inanmaya başladı. Birleşmiş Milletlere ve başka kurumlara mektuplar yazıp her yıl kaç insanın öldüğünü, kaç doğal afet yaşandığını sordu ve bu rakamlardan kendine göre bir hesap çıkardı.

Bu hesaba göre doğa her yıl belli sayıda insanın ölmesini bekliyordu. Bu ölümler savaşta ya da kazalarda gerçekleştiği sürece toprak sakin kalıyordu. Ölümler azaldığındaysa eksik kalan hesap büyük bir depremle kapanıyordu. Kendi değişiyle küçük bir doğal felaket büyük bir doğal felaketin önüne geçiyordu.

Psikiyatriste tarihteki savaşları ve kıtlıkları büyük depremlerle karşılaştırırsa ölümlerin arttığı dönemlerde depremlerin azaldığını göreceğini söylemişti. Bu hesapta en önemli yeri Vietnam tutuyordu. Malin savaşta her yıl ölen binlerce genç Amerikalı'nın yıllardır Kaliforniya'yı büyük bir depremden koruduğunu düşünüyordu. Ama 1972'nin sonunda Amerika savaştan çekilmeye hazırlanıyordu.

Savaş bitince ölümler azalacak ve aradaki fark Kaliforniya'yı vuracak bir depremle kapanacaktı. Malin bu açığı kendisinin kapatması gerektiğine inanıyordu. Einstein'ın kendi doğum gününde ölmesini de buna bağlıyordu. Ona göre Einstein, Malin Vietnam'da ölmesin ve Kaliforniya'yı depremden kurtarabilsin diye kendini feda etmişti.

Anlattığına göre babası da evde oturduğu yerden uzaktaki Malin'e telepatiyle mesajlar gönderiyor, öldürmezse ailesini utandıracağını söylüyordu. 13 Ekim 1972 sabahı Malin, garajdan aldığı bir beyzbol sopasını arabasına koyup Sequoia ağaçlarının arasından geçen yola çıktı. Yol kenarında yürüyen bir adamı geçtikten sonra durup kaputu açtı ve arabası arızalanmış gibi davrandı. Yardıma gelen kişi 55 yaşındaki Lawrence White'ti.

Geceleri köprü altlarında uyuyan evsiz bir adamdı. Ve motora bakıp yardım ederse belki karşılığında arabaya binebileceğini düşünmüştü. Fakat motorun üzerine eğildiği anda Malin sopayla başına vurdu. White'ın cenazesine tek bir yakını bile gelmedi.

Malin ise daha sonra White'ın ona Yunus peygamberi hatırlattığını söyleyecekti. Hikayede gemidekiler Yunus'u denize atınca fırtına dinmişti. Malin'e göre White da başkaları kurtulsun diye kendisini öldürmesini istemişti. 11 gün sonra 24 yaşındaki öğrenci Mary Guilfoyle bir iş görüşmesine yetişmek için o yıllarda Santa Cruz'daki pek çok genç kadın gibi otostop çekiyordu.

Önünde duran arabanın direksiyonunda zayıf yapılı, hiç de tehlikeli görünmeyen bir genç adam vardı. vardı. Arabaya binen genç kadın Malin tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Malin cesedi ıssız bir yamaca taşıdı, bedenini açıp iç organlarını inceledi. Daha sonra bunun sebebini annesinin

hediye ettiği bir Michelangelo biyografisiyle açıklayacaktı. Kitapta ünlü sanatçının insan bedenini tanımak için kadavralar üzerinde çalıştığı anlatılıyordu. Mary'nin kalıntıları ancak dört 4 ay sonra bulunabildi. 9 gün sonra 2 Kasım'da biraz içmiş olan Malin Los Gatos'taki Katolik Kilisesi'ne gitti.

Anlattığına göre oraya bir daha asla öldürmemek için güç bulmaya gitmişti. Ama günah çıkarma kulübesinden bir ses duyunca rahip oradaysa onu da öldürmesi gerektiğine karar verdi. Ne oluyor? Ne oluyor?

Tedel Tomei? Kimsiniz siz? Bırakın onu! Yardım edin! Biri yardım etsin! Yardım edin!

Malen'i sonradan inceleyen psikiyatriste göre en çok sarsıldığı cinayet buydu. Bu kez babasının izinden gidip askere yazılmaya karar verdi. Sahil güvenliğe yaptığı başvuru psikolojik testi geçemediği için reddedildi. Ocak 1973'te deniz piyadelerinin hem fiziksel hem de psikolojik muayenesini geçti.

Ama sabıka kaydıyla ilgili bir belgeyi imzalamayı reddedince başvurusu iptal edildi. Bu arada bir silah da satın almış, mağazadaki formda akıl hastanelerinde yattığını gizlemişti. Ailesi artık bıkmıştı ve evden ayrılmasını istedi. Malin sahile yakın eski püskü bir daireye taşındı.

Hayatını mahvettiğine inandığı insanlardan intikam almaya karar vermişti. Bu insanların başında da onu ilk kez uyuşturucuyla tanıştıran Jim Janera geliyordu. Şimdi burada kısa bir ara verelim. Ardından dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

25 Ocak 1973'te yağmur yağıyordu. Malin, Santa Cruz dağlarında çamurlu bir yolun sonundaki ahşap bir kulübeye gitti. Jim Janera'nın orada yaşadığını hatırlıyordu. Kapıyı Canera çiftinin yakın arkadaşı, 29 yaşındaki Kathy Francis açtı.

Kocası o gün şehir dışındaydı ve evde iki oğluyla yalnızdı. Malin Jim'i sorunca Kathy, Caneraların yeni adresini verdi. Malin teşekkür edip ayrıldı ama aynı gün geri dönecekti. Jim Canera eski okul arkadaşını kapıda gördüğünde onu hemen içeri aldı.

Yıllar önce kendisini neden uyuşturucuyla tanıştırdığını sordu ve aldığı cevabı beğenmeyince ateş etti. Yaralanan Jim, banyoda yıkanan karısına kapıyı kilitlemesini söylemeye çalıştı. Mulling kapıyı kırıp ikisini de öldürdü. Ardından sabah kendisini görmüş olan Kathy yüzünden kulübeye geri döndü ve kapıyı itip içeri girer girmez ateş etti.

Katie ile birlikte 4 ve 9 yaşlarındaki iki oğlu da hayatlarını kaybettiler. Çocuklar o sırada ranzalarının üzerinde oyun oynuyordu. Hem Jim'in hem de Katie'nin kocasının yasa dışı işlerle uğraştığı biliniyordu. Bu yüzden polis ilk başta bir uyuşturucu hesaplaşması üzerinde durdu.

Katie'nin kocası polise uzun bir şüpheli listesi verdi ama listede Molly'nin adı bile yoktu. Santa Cruz'un kuzeyindeki bir eyalet parkında dört genç, korucuların uğramadığı bir köşede naylon örtülerle tahtalardan kendilerine bir barınak kurmuştu. En küçükleri henüz 15 yaşındaydı. 10 Şubat 1973'te gençlerin yolu ormanda dolaşan Malin'le kesişti.

Gençler yabancıyı barınaklarına davet etti ama Malin kendini bir korucu gibi tanıtıp ormanı kirlettikleri için gitmelerini istedi. Dört arkadaş karşılarındaki asık suratlı adama güldüler. Malin dördünü de vurarak öldürdü ve gitmeden kamptaki tüfeği yanına aldı. Daha sonra gençlerden telepatiyle izin istediğini ve dördünün de evet dediğini söyleyecekti.

Oysa gençlerden biri naylon duvarı yırtıp kaçmaya çalışırken vurulmuştu. 13 Şubat sabahı Santa Cruz'u yoğun bir sis kaplamıştı. Malin arabasına doldurduğu odunları anne babasına götürürken babasının sesini yine kafasında duydu. Tek bir odun bile götürmeden önce birini öldür.

Malin 72 yaşındaki Fred Perez'i kendi evinin bahçesinde çalışırken gördü. Perez, Santa Cruz'un en eski ailelerinden birindendi ve gençliğinde profesyonel boksörlük yapmıştı. Malin, arabayı geri çevirip evin önünde durdu. Kamptan aldığı tüfeği kapıda dayayarak Perez'i tek kurşunla kalbinden vurdu.

Bu kez bir tanık vardı. Silah sesini duyan komşu, arabanın plakasını not etti ve birkaç dakika sonra devreye gezen bir polis Malin'i durdurdu. Malin hiç direnmedi. Karakoldaysa kendisine sorulan hiçbir soruya cevap vermedi ve ne sorulursa sorulsun tek bir kelimeyi tekrarladı.

Adın ne? Sessizlik. Bir avukatın var mı? Sessizlik.

Bak, konuşmak zorunda değilsin ama bir telefon hakkın var. Aramak istediğin biri var mı? Annen, baban… Sessizlik! Sessizlik!

Götürün şunu hücresine! İkinci Dünya Savaşı'nda ölen 3 milyon insandan siz sorumlusunuz. Ertesi gün balistik inceleme, Caneraları ve Fransız ailesini öldüren kurşunların Mali'nin silahından çıktığını gösterdi. Birkaç gün sonra kamptaki gençlerin cesetleri de bulununca suçlamaların sayısı 10'a çıktı.

Ve Santa Cruz Başsavcısı gazetecilere şu anda dünyanın cinayet başkenti biz olmalıyız dedi. Karakolda konuşmayı reddeden Malin, 1 Mart 1973'teki ilk duruşmada 10 cinayetin hepsini birden kabul etmeye kalktı. Avukatını da reddetti ve yanındaki adamı gösterip uzun saçlı birinin kendisini savunmasını istemediğini söyledi. Hakim ikisine de izin vermedi ve Malin'i psikiyatristlere muayene ettirdi.

Hepsine göre Malin paranoid şizofreni hastasıydı. Davanın bundan sonraki bütün tartışması hukuken akıl hastası sayılıp sayılamayacağı üzerine döndü. Amerikan hukukuna göre bunun için suçu işlediği anda yaptığı şeyin yanlış olduğunu bilmemesi gerekiyordu. Dava 30 Temmuz 1973'te başladı.

Savunmaya göre Malin kendisine öldürmesini söyleyen sesler duyuyordu ve yaptıkları birer kurban sunma eylemiydi. Mahkemede Malin'in bir psikiyatristle yaptığı görüşmenin kaydı dinletildi. Kayıtta Malin, insanların birbirine ölmesini söylediği bir ölüm şarkısından bahsediyordu. Ona göre bir sınıf başkanı bile mezun olurken birkaç arkadaşını bu şarkıyla ölüme gönderebilirdi.

Kürsüye çıktığındaysa kurbanlarının ölmeye razı olduğunu ve bunu kendisine telepatiyle söylediklerini anlattı. Kurbanları hakkında ne düşündüğü sorulunca hiç düşünmediğini söyledi Duyduğunuz sesler size hiç kendinizi öldürmenizi söyledi mi? Söyledi Peki ne yaptınız? Yapmadım Aralık ayında gelen mesaj da sizden birini öldürmenizi istiyordu Onu da uygulamadınız Uygulamadım Artık öldürmek istemiyordum Bunun doğru olduğunu düşünmüyordum Doğru olduğunu düşünmüyordunuz Başka sorun yok sayın hakim.

Savcıya göre o sesler gerçekten karşı konulamaz olsaydı Malin önce kendini öldürürdü. Üstelik Lawrence White'ı öldürdükten sonra sopadaki kanı zımparayla temizlemiş, Katie Francis'i de kendisini tanıyabileceği için öldürmüştü. Savcının deyişiyle 2 artı 2'nin Malin'in kafasında yedi etmesi onu sorumluluktan kurtarmıyordu. Altı kadın ve altı erkekten oluşan jüri 19 Ağustos 1973'te kararını açıkladı.

Malin'in akıl sağlığı yerindeydi ve suçluydu. Jüri önceden planlandığına karar verdiği Jim Janera ve Katie Francis cinayetlerini birinci derece, diğer sekizini ikinci derece cinayet saydı. Mullen kararı dinlerken sadece omuz silkti ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Aralık ayında peder Tomei cinayetini de kabul etti.

Lawrence White'la Mary Guilfoyle'u öldürdüğünü de itiraf etmişti ama bu iki cinayet için hiçbir zaman dava açılmadı. Karar açıklandıktan sonra jüri başkanı, Kaliforniya valisi Ronald Reagan'a açık bir mektup yazdı. Eyalet yönetimini ve yasa koyucuları bu ölümlerden Malin kadar sorumlu tutuyordu. Malin en az beş kez akıl hastanesine yatırılmış, en az ikisinde başkalarının hayatı için tehlike oluşturabileceği tespit edilmişti.

Ama yine de serbestti. O yıllarda Kaliforniya'da ruh sağlığı sistemi baştan aşağı değişiyordu. 1967'de çıkan bir yasa, insanların yıllarca iradeleri dışında hastanelerde tutulmasının önüne geçmek için istem dışı yatışları kısa sürelerle sınırlamıştı. Malin'de bir keresinde 72 saatlik sınırda olduğu için taburcu edilmişti.

Aynı dönemde eyaletin akıl hastanelerinin bir kısmı kapatılıyordu. Malin'in ilk yattığı Mendocino Eyalet Hastanesi de 1972'de cinayetlerin başladığı yıl kapandı. Ailesinin ise oğullarını özel bir hastanede tutacak parası yoktu. Malin hayatının geri kalanını cezaevinde geçirdi ve şartlı tahliye talepleri defalarca reddedildi.

Duruşmalarda yıllarca aynı şeyi anlattı. Ona göre anne babası olgunlaşmasına izin vermemişti. Ve öldürdüğü insanların asıl sorumlusu da bu yüzden onlardı. Mart 2021'deki son duruşmasında da aynı şeyi söyledi.

18 Ağustos 2022'de, 75 yaşındayken bir cezaevi hastanesinde eceliyle öldü. Malin cezaevindeyken 17 Ekim 1989 akşamı Santa Cruz dağlarında 6.9 büyüklüğünde bir deprem oldu. Depremde onlarca kişi hayatını kaybetti ve Santa Cruz'un merkezi ağır hasar gördü.

17 yıl önce tam da böyle bir depremi önlemek için 13 kişiyi öldüren Malin o gün hücresindeydi. Malin'in hasta olduğunu ailesi de doktorları da yıllardır görüyordu. Tehlikeli olabileceği birden fazla kez kayda geçmişti. Ama her seferinde kısa süre içinde taburcu edildi ve dışarıda tedavisi yarım kaldı.

Şizofreni tanısı alan insanların büyük çoğunluğu hayatı boyunca kimseye zarar vermez. Molly'nin hastalığı ise yıllar boyunca herkesin gözü önünde ağırlaştı. Jüri başkanının Reagan'a yazdığı gibi bu ölümlerin hiçbiri yaşanmak zorunda değildi. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik.

Bir sonraki dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)