
5.380 kelime · ~27 dk okuma
Herkese merhaba. Bugün yanımda Sinem Özen Canbolat var. Sinem'le sizinle tanışmanızı çok istiyorum. Çünkü kendisi bebeklerin sağlık ve uyuma süreçleri, ebeveynlerle kurduğu güvenli bağlanma ve ailede aslında iyi ilişkiler kurmak üzerine çalışan bir gelişim psikolojisi bilim uzmanı.
Sinem'cim hoş geldin. Hoş bulduk Güzem. İyi ki buradasın. İyi ki buradayım.
Bugün senden öğreneceğimiz çok şey var. Ben de çok heyecanlıyım. Sen biraz kendine anlatır mısın? Bir sürü kitabın da var onlardan da bahset ben sana bırakmak istedim onu anlatmayı.
Teşekkürler. Ben aslında 0-3 yaş ruhsallığıyla çalışıyorum. İlişki üzerinden uyku, uykunun yanı sıra aslında yeme, gelişim, oyun bütün o süreçler aslında doğum doğum öncesi süreçlerde dahil olmak üzere. Çalışıyorum ebeveynlerle çalışıyorum.
Kendi anne ve baba kimliklerini inşa etme yolculuklarına eşlik ediyorum. İşte Tavistock Kliniği ile bebek gözleme, İngiltere'de doğum doğum öncesi deneyimler, somatik deneyimleme uygulayıcılığı gibi aslında geçmişimde aldığım eğitimler var. Değerli hocalarım var. Bir de kitaplarım, yayınlarım var tabii.
Bir yandan işte uyku, oyun, ebeveyn regulasyonu üzerine, bebek hikaye kitapları. Bu sayede çıkmasını planladığımız bir üç tane kitap var inşallah olacak. Ben bir tanesini zor yazıyorum. Sen anlattıkça çok güzel bir tempo gerçekten çok.
Senin de podcastin akıp gidiyor. Herkesin ilgi alanı. Bir kendine akıtma alanı var herkesin herhalde. Aynen öyle.
Bir de bunun dışında aslında biraz tabii daha böyle mesela bir doğum öncesi stresin, bebeğin işte alerjisine etkisi gibi bir yayınımız da var. O işin mutfağında aslında çok şeyi araştırıyoruz da elimizdeki verilerle. Yani biraz böyle kendimi 0-3 yaşa adamış gibiyim. Çok güzel ama çok çok kıymetli bir dönem zaten.
Yani biz en çok bunu öğrenerek psikolojide en çok bunu öğrenerek başlıyoruz. Senin de onu alman ve onu odağını alman çok kıymetli. Çünkü o dönemde çok fazla yanlış bilinen ve yanlış yapılan şey de var. Biraz toplumun da birbirine yanlış baskıdığı şeyler de var ama geleceğim buralara şöyle bir soruyla başlayayım.
Sence uyku konusunda ailelerinin kendilerine en çok çaresiz hissettikleri yer, nokta neresi? Şimdi yani günümüzde modern hayatın koşullarında aileler çok yalnız. Yani eskiden evet gerçekten bir köyün içinde bir çocuk bakılırken büyük ailelerin desteğiyle... ...şimdi sadece bir anne bir baba olarak bakıyoruz.
Bu çok zor bir şey. Dolayısıyla aslında bir yerde enerji yetmeyebiliyor. Ve hani işte anne uykusuz, baba sonuçta işe gidiyor, geliyor vesaire derken aslında hem fiziksel hem duygusal olarak biraz kaynak bulmakta zorlanıyorlar. Ve tabii ki bebek uykusu delikli bir uyku.
Yani bebek öyle hani hep söylendiği gibi bebek uykusu sanki böyle çok pürüzsüz bir şeymiş gibi söylenir ama aslında oldukça delikli, dalması zor olabilir. Bir hikayeyle geliyor sonuçta. Hiç bilmediği bir gezegenin içine düşüyor doğal olarak. Çok rahat olmayabiliyor oralar.
Ve aile tabii ki burayı nasıl düzenleyeceği konusunda çok zorlanıyor. Doğal olarak hepimiz işte o annelikten geçerken yaşadık. Senle şey yayın öncesinde konuştuk. Yani istiyoruz ki bebek bir an önce uyusun.
Rahat uykuya dağılsın. Ama o günü nasıl geçti? İşte dediğim gibi nasıl bir hikayeyle geldi? Nasıl zorlanmaları var?
Duysal, duygusal neler yaşıyor? Tabii her gün birbirinden farklı olabiliyor. Bazı bebekler diğerlerine göre biraz daha o anlamda zorlanıyor olabiliyor. Ve aile burada burayı aslında düzenlemekte zorlanıyor, regüle etmekte zorlanıyor.
Ve orada bir sürü duyguya gidebiliyor. Yetersizlik, suçluluk, yorgunluk geliyor üstüne. Buralar sanırım herhalde en zoru. Aslında bize dikte edilen yani ben de kendi hamileliğimde o sürece hazırlanırken yani evet bu işin bilimiyle uğraşan bir insandım ama bir yandan da insan ister istemez işte böyle hamilelik süresince kitaplar okuyor.
O biraz daha şey hap bilgi veren kitaplar okuyor falan. Ve oralarda şeyi çok gördüm aslında teorik olarak bizim bildiğimiz ya da sadece teorik olarak demeyeceğim. İçgüdüsel olarak, sezgisel olarak bildiğimiz bazı şeylerle çatışan çok fazla bilgi var ortada. Evet artık bir köyde büyütmüyoruz biz.
Yani o köyümüz yok. Hani sırtımızı yaslayabileceğimiz insanların sayısı oldukça az. Ve şimdi bir de çalışan anneler ya da overstimülasyon var aslında. Yani hepimiz de gün içerisinde çok fazla uyarana maruz kalıyoruz farklı şekillerde ve bir anda hamileliğin bitimiyle beraber uyaran miktarı bazı açılardan azalıyor bazı açılardan artıyor.
Yani enteresan bir dengesizlik de başlıyor orada anne için de baba için de daha çok anne için. Yani performans alanı gibi oluyor değil mi? Çok haklısın. Şimdi aslında sorun şurada Gizem sanırım.
Üçgüdülerimizden çok koptuk. Yani o kadar zihinde yaşıyoruz. O kadar yapılması gerekenlerle yaşıyoruz ki... ...sezgisel bir yerden aslında bildiğimiz şeyleri koymaktan da...
...bazen çekiniyoruz, bazen o sesi hiç duymuyoruz. Yani aslında tabii ki bilgi kıymetli. Hani bunu azımsayamayız ama...
...sadece bilgiye endeksli bir annelik babalık... ...çok yapay bir şey getirir ortaya.
Zaten hayatlarımız çok yapay. Zaten akışın olduğu hayatlar yaşamıyoruz. Yani her şey çok planlı, çok kesik kesik. Bir kere zaten kutu kutu evlerde yaşamımız bile...
...hayatın bir kesintisi. Bu kadar izole değil mi? Yani apartmanda oturuyorsun karşı komşunu tanımıyorsun.
Ben tanıyabilmek için çok ciddi şey sarf ediyorum. Çaba harcıyorsun. Çaba harcıyorum yani. Dolayısıyla bir yalnızlığın içindeyiz...
...ve çok bölünmüşlük var, bölünmüşlük. Şimdi bebek nasıl? Aslında çok bütün hissetme ihtiyacı ile gelir.
Bir ve bütün hissetme çünkü doğar ama fiziksel olarak doğar. Ruhsal olarak onun doğabilmesi için önce tam ve bütün hissetmesi lazım. Bu kadar kesik kesik hayatın içinde o bütünlüğü hissetmesi... ...bizim de ona hissettirmemiz çok zor olabiliyor.
Sıkıntı biraz burada. Uyku o anlamda çok da kıymetli. Yani o bütünleşmek, bedensel olarak yakın olabilmek için çok kıymetli de bir zaman diye düşünüyorum. Şu geldi aklıma, biz mesela ağlama konusunu konuşurken hatırlıyorum doktoramda aslında anneleriyle daha fazla temasta olan işte böyle ilkel kabilelere falan baktığımızda aslında çocuk böyle sırtta taşınan, Gerçekten sırtta sürekli anne ile temas halinde taşınan daha çok küçükken bile ve o yüzden de çok daha az ağlayan çünkü o temas ihtiyacı sürekli giderilen şekilde büyürken şimdi modern toplumlarda biz çocuğu bizden daha uzak bir yere konumlandırabiliyoruz.
Aslında 50'lerde bunu biliyorsundur diye tahmin ediyorum. 50'lerde Amerikan Psikoloji Derneği başkanı dahi çocuklarınızı kucağınıza alıp şımartmayın. Yani kucakta olan çocuklar şımarır. O yüzden onları çok öpmeyin.
Çok öyle hani temas kurmayın diyor. Ve aslında yani bence uyku bile çocuğun işte kendine ayrı bir yatak odası olması daha doğduğu andan itibaren kastediyorum. Yani böyle ebeveyninden apayrı bir yerde büyümesi ya da belli bir saatte mutlaka yatağa gitmesi de... ...aslında çalışan anne baba kavramıyla da ilgili, endüstriyel devrimlere ilgili o kadar çok yani...
...bunlar aslında iç içe geçmiş kavramlar ki bunları anlamadan uyku nedir? İçgüdüsü olarak uyku nasıl gelir ya da uykuya gidişi biz nasıl sezgisel götürebiliriz? Onu anlamak da çok zor bence değil mi?
Kesinlikle çok uzun bir yanılgı dönemi geçirdik hala da tam üzerimizden atabilmiş değiliz yani o anne ile bebeği şimdi anne diyorum çünkü sonuçta anneden doğuyor. Kolaylık olsun diye de zaten hani daha çok bakım vereni bakım vermeyi anne götürdüğü için ben genellikle podcastlerde de sürekli anne baba demeyeyim anne diyeyim diye şey yapmaya çalışıyorum. Aslında anne derken annelik işlevinden bahsediyoruz zaten burada. Dolayısıyla evet o ikisini çok ayrıştıran bir yerden işte bütün sistem onun üzerine kuruldu.
Hani kadın çalışsın çünkü kadın güzel harcıyor. İşte daha çok evler bölünsün daha çok işte satalım bütün bu şeyleri, ürünleri. Velhasıl anne ile bebek dediğin gibi yani burada olmaktansa işte beşikler var. ...var. Onun da çeşitleri var.
Oraya koy, buraya koy şeklinde. Oysa ki bebeğin... ...gerçekten uyku nedir aslında?
Uyku regulasyondur. Regüle olabilmektir. Yani kendinizi uykuya... ...bırakabilmek için rahatlamış olmanız lazım.
Başka türlü bir uyku da var. Kendini kapatma uykusu. O tam... ...tersine çok yüksek bir sinir seviyesi...
...çünkü hani bu uyku eğitimine... ...gidiyor burası da.
Çok yüksek bir yerde kendini uykuya... ...kapatıyor. Çünkü dayanılmaz bir yere geliyor dünya.
Ondan bahsetmiyoruz. Biz sağlıklı uykudan... bahsediyoruz. O da regüle olmakla ilgili.
Regüle olabilmesi için benim artık bunlar çok net ortada. Yani bebeğin sinir sistemi bakım verene, anneye çapalı. Eğer orada gerçekten o duyularıyla rahatlayabiliyorsa, çünkü duyular nedir? İşte koku alacak, işte annenin o sallamasını alacak, sesini duyacak, işte kalbinin atışını duyacak.
Bunlar ne diyecek bebeğe? Evet sen bildiğin yerdesin, güvenli Yerdesin ve bebek rahatlayacak Ve uykuya dalacak Böyle olması gerekiyor Ama bebek uzakta olduğunda bu bilgiler yok Bir boşluk içinde Bir kere zaten bebeği tutmak Diye bir kavram var İyi tutulan bir bebek zaten Ruhsal dayanıklılığa doğru ilerleyebilir Tutmak ne demektir Hem fiziksel tutmak hem zihinde tutmak Hem de duygusal olarak bebeği tutabilmek O yüzden işin tutmaktan başlaması Gerekiyor yavaş yavaş Tabi ki ayrışma olacak Ama bu bebeğin hızında olması gereken bir şey. Biz öğrettiğimiz için değil, şimdi haydi ayrılma zamanı gibi bir yerden değil yani. Ebeveynin aslında o söyleyeyim tutmayı gerçekleştirebilmesi için güvenli bir üst olması gerekiyor aslında değil mi?
Yani çocuğun da tutulduğunu hissediyor olabilmesi lazım. Onu ben bağlanmadan bahsederken dinleyicilerime hep şunu anlatırım. Duyarlılık dediğimiz, ebeveyn duyarlılığı dediğimiz bebeği gör, bebeğin ihtiyaçlarını anla, bebeğin ihtiyaçlarını mümkün olduğu kadar doğru bir şekilde tanımla ve ondan sonra da bebeğin ihtiyaçlarını giderebildiğin ilk fırsatta gider. Yani hani çok fazla baskı da oluşturmadan çünkü o zaman da mükemmele bebeğin tarafına kaçmadan burada aslında bebeği zihninde tuttuğunda, duygusal olarak tuttuğunda ve fiziksel olarak tuttuğunda aslında buna giden yolu çok daha kolay alıyorsun.
Kesinlikle öyle. Bir kere birbirini tanıyorsun zaten ve annenin o zihninde ve duygularında da yer almaya başlıyor bebek. Çünkü hani başta evet bedenimizde yer alıyor ama ona duygusal ve zihinsel yeri açmak da çok önemli. Dolayısıyla o tutma kısmı mutlaka çok kıymetli.
Hep çok enteresan gelmiştir bana. Sonuçta 40 hafta aşağı yukarı 40 hafta karnına taşıdığım bir bebek ama sonuçta ona dair hiçbir fikre sahip değilsin. Ve bir anda o bebek dünyaya geliyor ve sen de onu tanıyorsun aslında. Yani onun hem mizacını tanıyorsun hem ne kadar neyden etkilendiğini tanıyorsun hem senin yaptıklarının ondaki yansıması nasıl olabileceğini tanıyorsun.
Bazen sen ne yaparsan yap onun almadığı dönemler oluyor ya da tam tersi karşında çok uyumlu veya çok uyumsuz bir bebek olabiliyor ve bu bir dans haline geliyor aslında. Aslında sen bir adım atıyorsun o bir adım atıyor farkında olarak ya da olmayarak. Buradan biraz koregülasyonu götüreceğim bizi. Koregülasyonu tanımlar mısın dinleyicilerimiz için?
Evet şimdi bebek tabii ki tam olarak gelişmiş bir beyin yapısıyla ve sinir sistemiyle gelmiyor. Dolayısıyla onun böyle kendi kendine sakinleştirebilmesi çok mümkün değil. Nasıl sakinleşebiliyor? Biraz önce söylediğim gibi çapayı atarak yani ona bakım veren işte hani yine anne diyelim.
Annenin veya babanın sinir sisteminde ne oluyorsa bebek de aslında onu yaşıyor. Eğer orada kaygı, zorlanma vs. varsa bebek de tabii ki regüle olmakta zorlanıyor. Ama orası güvenli bir limansa bebek evet çalkalanabilir o denizin içinde.
Ama bilir ki güvenli bir liman vardır orada. Yavaş yavaş onun içinde yatışabilir. Ama biraz önce senin de söylediğin gibi şunu mutlaka söylemek lazım. Sonuçta ebeveyn regülasyonu üzerine de bir kitap yazmamın sebebi zaten bundandı.
Biz tabii ki sürekli regüle olamayız. Bir sürü şey yaşıyoruz gün içinde. Kendimizin getirdiği bir bavul var. Doğal olarak bu arada tabii ki bir bebekle birlikte bizim de çocuklukta aldığımız bakım çok uyanır orada.
Tabii ki tetikleniyoruz değil mi? Evet bilmeden bolca tetikleniriz. Önemli olan bunları farkındalıkla yaşamak. Fark etmek ve mümkünse aslında regüle etmek.
Her zaman regüle edemeye de biliriz. Zaten o yüzden yeterince iyi annelik kavramı var. Yani mükemmel zaten olmaması gerekiyor. Çünkü bu dünya, dünya zaten mükemmel değil.
Dünya zaten entropi üzerine, dağılma üzerine kurulu bir şeyde, yapıda. Dolayısıyla dağılma olur, bağlantı kesilir, regülasyon sarsılır. Ama ne olur? Tekrar onarım yaparız.
Tekrar bağlantıyı sağlarız. Orada kendimizi fark edebilmek ve kendimizi regüle etmek işte o zaman bebek alıyor ne yapıyor? Hem işte kalp atışımızdan alıyor hem bize bakıyor zaten o sözel öncesi dönemde zaten söz dışındaki bilgiler her zaman çok kıymetli. O zaman daha da kıymetli bakışımız nasıl, gülüşümüz nasıl bunları algılıyor.
Mış gibi yapsak bile orayı fark ediyor. ...dediyor. Yine kalbim ölçülebilen bir frekansı var. Beş metre alanda bile fark edilebilen orayı algılıyor.
Dolayısıyla gerçek anlamda regüle olması bakım verenin çok önemli ki bebek de oradan regüle olabilsin. Zamanla tabii ki buraya çapayı ata ata kendisi de bir regülasyon sistemi geliştirmeye başlıyor. Ama bu sadece bebeklikle kısıtlı değil. Çocukluk hatta ergenlikte bile yani ergenlikte yapılan çalışmalarda...
...aslında hala ebeveynle bir bağlantı var orada. Ebeveynin kendi regulasyonunu nasıl sağladığı ergeni de etkiliyor. Sonra tabii ki kendi yollarına giriyorlar artık bizden çıkıp ama...
...20-25 yaşına kadar gelişen bir beyinden bahsediyorsak... ...hani ebeveynlikteki belki en önemli konulardan biri de bu diyebiliriz.
Tabii ki, tabii ki. Son yapılan araştırmalar geçen aylarla ilinlandı. 32 yaşına kadar beyin gelişimini devam ettiğini gösteriyor. Daha ne kadar ileride gidebilir bilmiyorum.
25 biliyorduk, 32 mi oldu? Evet, aynen öyle. Ben onu söyledim, biz büyüdükçe ilerleyecek bu galiba diye. Hayır, şu açıdan çok da kıymetli olurum söyleyene.
Yani bugün bile ben mesela 43 yaşındayım. Kendi annemin, babamın daha regüle olduğu anlarda ben de daha regüle oluyorum. Onlar da regüle olduklarında ben de kontrolümü kaybedebiliyorum. Ve sonuçta bu hiç bitmiyor.
Beşik'ten mezara kadar o ilişkinin regulasyon kuvveti devam ediyor diye düşünüyorum. Şunu ekleyecektim aslında söylediğinde bebeğin bizim alanımızı anlarımızı hissedebilmesi ve burada huzur bulabilmesi tekrar tekrar devam ettiğinde öğrenilen bir şey haline geliyor. Yani burası güvenli bir alan burada ben sakinleşebilirim. Bunu uykuda yapmak zaten çok öncelikli ama zaten orada sakinleşebilen bebek diğer zamanlarda da oraya gelip sakinleşebileceğini öğrenmiş oluyor değil mi?
Aynen öyle sonuçta bu bir deneyim ve o deneyimler tabi ki belli nöron bağlantıları oluşturuyor dolayısıyla çok daha çabuk bebek oraya geldiğinde bunu algılamaya başlıyor o yüzdendir zaten ilk başlarda daha çok ağlama olur sonra giderek daha kolay yatışmalar gelir. Değil mi? Yeni doğanlıkta mesela koliklik vesaire üç ay, dört ay sonunda geçer. Çünkü o ilk dört ayki bakımın özellikle çok tentene olması, hani biraz bir birliktelik ve bütünlük içinde bebeğin orada yerinin olduğunu hissetmesi çok önemli.
Ondan sonra zaten yavaş yavaş yeri bırakmaya başlıyorsunuz. Mobilite dönemi geliyor çünkü bu da gerekli bir taraftan. Hani ilk dört ayda tabii ki karıdüstü vesaire aktiviteler var ama çoğunlukla yeri burası. Ama bunu söylerken şunu da söylemek lazım sadece annenin değil yani o anda kim renk yüleyse o da alabilir.
Baba da alabilir anneanne de alabilir kim varsa bebek sonuçta o kişinin zaten sinir sistemine çapı yatacak. Çünkü annede sürekli 24 saat böyle yaşayamaz onun da desteğe ihtiyacı var. Sinem burada çok önemli bir noktaya değiniyorsun bence dayanamadım gireceğim araya yeni annelerden şunu dinlediğim çok sefer oluyor o yüzden ne olur bunu böyle daha açık açık anlatalım. Anne mesela çok yorgun çok uykusuz bir gece önceden mesela zor bir gece geçirmişler bebekle ya da genel olarak bir birikmişlikten dolayı ve biraz olsun işte o gün eve biri geliyor bebekle biraz ilgileniyor ama bebeğin uyuyacağı vakitte hemen götürüp anneye bırakılıyor bebek sen uyut.
Ama anne hala regüle değil, anne de olmayacak o, anne iyi gelmiyor ve orada bebeği kucağına aldığında bebeği uyutamıyor olmak anneyi aslında daha da daha da disregüle hale sokuyor. O yüzden eğer bunu yapıyorsa, bunu dinleyen insan arasında bunu mutlaka o bebeği annenin kucağına bırakıp anne de uyusun diyen varsa bence bu bir küçük mesaj olsun. Yani kim regüle ise o bebeği sakinleştirip uyutabilir aslında değil mi? Evet tabii uyku şöyle de bir yer yani kendi güvende hissedip bırakmayla ilgili olduğu için hani hali hazırda bakımında olan biri olması ama bu sadece anne uyutur gibi bir şey gerçekten hani çok doğru bir yaklaşım değil anne için günümüzdeki annelik içinde çok doğru bir yaklaşım değil.
O anda bebeğin de kendini güvende hissettiği baba olur. Dediğim gibi büyük anne olur. O yüzden onlarla da aslında uykuya dalabilir. Yani annenin bir şekilde hem fiziksel hem de duygusal olarak desteklenmesi mutlaka tabii ki önemli.
Ben burada bağlanma kuramından küçük bir detay vereyim dinleyicilere. Bağlanma kuramında şunu biliriz. Biz bebek 6-8 ay civarında kendine gerçek bir bağlanma figürü verirler. O zamana kadar herkese flört eder diyelim.
Herkese değil tabii ki. Bazı insanları seçer. Sen de çok güzel belirttin. Yani orada aşağı yukarı iki aydan sonra iki ile altı ay civarında bebeğin bazı insanlar da daha fazla yatıştığını görüyoruz zaten.
O insanları belirleyebiliyorsak biraz daha işte şuralarına daha fazla sokulduğu, ondan sonra kucağına gittiğinde birazcık daha kendisini rahat hissettiği yetişkinleri belirlemek. Ve gerektiği anlarda o insanların annenin yerine geçebilmesi dönem dönem hem anneye çok iyi gelen bir şey. Hem de aslında bebek için de güzel. Çünkü bağlanma hiyerarşisi oluştuğu zaman orada diğer figürlerde yer bulacak kendine zaten.
O yüzden onlarla pozitif bir koşullanma yaratmış olması bebeğin önemi diye düşünüyorum ben. Evet kesinlikle öyle. Senin söylediğin minicik bir ek yapmak istedim. Şimdi şunu sormak istiyorum sana.
Sana burada sen uykuyu bir iyileştirilebilir bir beceri değil de daha desteklenmesi gereken bir alan olarak görüyorsun. Nasıl destekleyelim uykuyu? Evet bir kere uykuyu öğretme fikrinden çıkmamız gerekiyor. Çünkü bir şey öğretiyorsunuz orada bir sistem vardır.
Ve aslında öğretilen kişiyi biraz göz ardı edersiniz. Burada öğretme değil destekleme olmasının sebebi orada bir gerçek var. Bebeğin yaşadığı bir gerçek ve her bebeğin yaşadığı gerçek birbirinden farklı. Dolayısıyla onun olduğu yere olduğu noktaya göre destek vermek.
Yani bazı bebek işte ikinci senesinde artık işte yatağında belki uykuya yanında yattığınız zaman sırtını sıvazladığında dalıyordur. Bazısı hala emmek istiyordur. Bazısı yürüyüp sallanmak istiyordur. Çünkü duysal sistemi daha buna hazır değildir.
O yüzden nerede olduğuna dikkat etmek gerekiyor. Bu o kitapta da verdiğim örnek gibi aslında nasıl ki yürümeyi öğretmiyorsak ki bunu da yapmaya çalışan var ama bu tür şeyler öğretilmez. Neden? Bebeğin kaslarının hazır olduğu bir yer vardır.
Bebek kendi bedeninin zaten gücünden o yürüme adımlarını çıkarır. Dolayısıyla uyku da böyle. Yani kendisi hazır oldukça, kendi regulasyon sistemi güvende hissettikçe ve o yatışma deneyimlerini aldıkça yavaş yavaş daha azına daha azına ihtiyaç duyar. Biz de onu gözetiriz.
Evet artık daha az bir destekle uyuduğunda oraya doğru ilerleriz. Ama biz bir şey öğretiyorsak o çok ezberi hem sistematik hem de karşı tarafı robotlaştıran, ilişkiyi koparan. Çünkü orada ilişki yoktur. İlişki nedir?
Karşı taraf sinyaller verir, biz de oraya duyarlı cevaplar veririz. Eğer duyarlı cevap vermiyorsak, bir şeye ezbere davranıyorsak zaten ilişkiyi orada koparmışız demektir. Ve dolayısıyla öğreniyor gibi görünse de o yayının başında söylediğim kendini uykuya kapatma gerçekleşmeye başlayabilir. Aslında bu anlattığında o ferber sistemine tamamen karşı çıktığını çok güzel söylüyorsun.
İstersen bilmeyenler için en azından o çünkü hani bence yapılabilecek en kötü sistemlerden bir tanesi işte bebek ağlasın bırak ağlasın sen gitme ağlaya ağlaya bir yerde uyutur kendini. Ağlaya ağlaya bir yerde uyutması kendine bir bebeğin ne demek? Şu demek aslında tabii yani bebek sonunda uyuduğu için bu sistemin çalıştığı düşünülmüş. Hatta ben onların grup olduğu bir enstitüden de merak ettim ne düşünüyorlar gerçekten diye gidip oradan eğitim aldım yani uyku konusunda.
Ve çok ilginç geldi bana gerçekten bunun işe yaradığını düşünüyorlar ve sinir sistemi konusunda hiçbir bilgileri yok. Çünkü aslında sinir sistemi de şu oluyor şimdi baktığımızda bebek ağlıyor ağlamak ne demek benim yanıma gel benim yanıma gel ben senden bir şey istiyorum. Ağlamak aslında bir sinyal bebek için bebeğin başka bir yöntemi yok. Ben zorlanıyorum, ben burada bunu yapamıyorum ve işte orada belki korku yaşıyor, belki kaygı yaşıyor, ağlamayla bunu iletiyor ama cevap gelmiyor.
Bir süre sonra cevap gelmemesi bebek için bir kere çok ağır bir şey. Yani talep edip de size red almanız aslında o duygularınızın tekrar yüzünüze çarpılması gibi. Bu acı veren deneyimi tekrar etmektense orada susmayı tercih ediyor. Aslında bu bir tercih de değil yani bir koşullanma gibi ve kendini kapatıyor.
Sinir sistemi çok yüksek bir yerde kapanıyor. O amigdalanın içinde, korkunun merkezinde hapsolmuş oluyor. Çünkü o zaman yani kendini bir çökmenin, bir donmanın içinde uyutmak... ...bu acıyı yaşamaya devam etmekten daha kolay.
Nitekim zaten o kadar artık araştırma var ki bakıyorlar birinci gün... işte bu tükürükten aldıkları kortisolları. Bebeklerin kortisolu çok yüksek. Annelerin de kortisolu çok yüksek. İkinci gün
geçiyor. Üçüncü gün bakıyorlar. Artık bebekler susmuş orada tabii. Artık ağlamıyorlar.
Annelerin kortisolu çok düşük. Çünkü bebek ağlamadığı için anne strese girmiyor artık. Ama bebeklerin kortisolu hala birinci gün kadar hatta daha bile fazla yüksek olabiliyor orada. Yani bebek stresi yaşamaya aslında devam ediyor. Bu şey gibi yani
çok böyle sert bir örnek Ama biraz belki buradan vermek lazım. Hani belgesellerde görürsünüz işte Aslan Ceylan'ı yakalar. Ceylan orada Aslan'ın ağzında ama sakin sakin yatar. O sakin mi demek?
Sakin değil. Peter Levin bunu şöyle söyler. Dışarıda evet bir sakinlik var ama içeride kasırgalar kopuyor. Yani orada kendini uyuşturuyor aslında.
Bu kendini uyuşturmaktır. Bu bebeğe dair yani bebek ruhsallığını bilen hiç kimse böyle bir şeye ilerlemez. Burada anne babaları suçlamıyorum. Çünkü onlar tabii ki doğru olanı söyleyenlere inanıyorlar ama işte bu yüzden içgüdülerimizle bağlantı kurmamız gerektiğini konuşuyoruz zaten.
Tekrar onları bulmamız gerektiğini konuşuyoruz. Çok arkasın. Ya bunu şuna benzetiyorum ben hep ayrılık kaygısının böyle evrensel bir şeyi var. Tepki zinciri var.
Yani bir bebek bağlanma figüründen uzak kaldığı zaman ağlar. Ağladığı zaman aslında yapmaya çalıştığı tek şey o bağlanma figürüyle tekrar yakınlık kurmaya çalışmaktır. Çünkü aslında bağlanma sistemi tamamen bir hayatta kalma sistemi. Ve bunu düşündüğümüz zaman aslında bizim böyle hep ben gözümde canlandırdığım böyle ilkel çağları düşünelim.
Bir bebek bir ormanda varsayalım ki acele oraya bir şey geldi. Yabani hayvanlar geldi veya başka bir kabile geldi ve bebek bir şekilde unutuldu orada hızlıca gidilirken. Bebek ağlıyor. Kimse yok.
Bebek ağlıyor. Kimse yok. Nereye kadar ağlar bu bebek? Bir yerde susmak zorunda.
Evrimsel olarak ağlamak çok enerji kaybı. Bir. İkincisi ağlarsan bulunursun. Aynen kurban olursun.
Kurban olursun. Susmak zorundasın. İçgüdüsel bir bilinen bir şey. Ve bebek sustuğu zaman aslında tamam ben rahatladım susuyorum değil o.
Yani tam tersi ben susuyorum ama çok büyük bir tehlike içerisindeyim. Biz bunu biliyoruz. Ve bu bize nesiller arası aktarılmıştı bir şey. Ve yani şimdi bebeği gece ağladı, ağladı, ağladı, ağladı.
Bebek susunca daha tamam sustu. Yani burada çok haklısın. Ebeveynlere değil burada söyleyeyim. Siz şey tekniği bulan insanlar da.
Ve hala besleyen. Ve hala besleyen tabii ki. Şunu da eklemek lazım. Şimdi bunları dinleyince anne baba uyku eğitimi vermiş olabilir.
Olabilir. Böyle bir işe girmiş olabilirsiniz. Ve şu an fark ediyorsunuzdur. Tabii ki.
Peki. Onarım her zaman mümkün. Yani siz fark ettiğiniz noktada tekrar ya evet ben ne yaptım diyor ve tekrar bağlantıyı sağlıyorsanız zaten ilk üç seneyle çalışmamın sebebi bu. Yani o kadar orası plastik sitesi yüksek bir yer ki onarım o kadar güzel yerini buluyor ki. Geç
değil. Sonrası da geç değil tabii. Yani nefes aldığımız sürece onarım zaten mümkün. Hani o taraftan da dinleyelim. Pişmanlığa ve suçluluğa
gitmek değil. Farkındalığa ...ağa varmak ve evet şimdi ben ne yapabilirim? Şu an ben ne yapabilirim?
Her zaman geçmişte yaşamak yerine şu an ne yapabilirim? Çok çok doğru söylüyorsun. Hemen şeyi eklemek istiyorum burada. Yani ilk üç yaş zaten onarım anlamında muhteşem.
Çünkü onara plastiklerin fazlalığından ama yetişkinlikte bile... ...ebeveynlerinden bir şekilde hesap sormak isteyen veya şey hesap sormak demeyeyim... ...belki daha tatlı bir tabir olmaya çalışayım.
Yani geçmişte yaşadıklarıyla ilgili biraz olsun... Ya biz bir şeyleri yanlış yapmıştık ama bak şimdi daha farklı davranıyoruz duymak isteyen insanlar olabiliyor yetişkinlikte. Yani hepimizin o onarılma ihtiyacı kaç yaşında olursak olalım devam ediyor. Ve burada anne babalara, her yaştaki anne babalara seslenelim bence.
Yani onarım için hiçbir zaman geç değil. Geç değil. Sadece biraz daha uzun süre geliyor. Biraz daha derin bakmak gerekebiliyor.
Bazen kaç yaşında olursak olalım annemiz babamız orada da olmayabiliyor. O noktada ama içsel anne baba zaten aslında içimizde o anne babayı anlamak kalben ve ağlamadıklarımız kadar aldıklarımız için de minnet duymak o kalbi onlara açabilmek aslında mesela hani belki hesap sormaktan biraz daha farkı burası ne olduğunu anlayalım bize ama onlara minnet duymakta tabii ki kalpten bir affetmekten bahsetmiyorum ama alabildiğimiz şeyleri de fark etmek aslında onarımın yolunu çok açıyor. Çok haklısın evet yani bunlar ben en azından bunlara sahibim ve çok güzel bir nokta ekledim bence bugün anne babamız hayatta da olmayabilir yani biz o yüzleşmeyi ya da ben neden böyle hissediyorum yapamayabiliyoruz ama orada içeride kendi kendimizin ebeveyni olabilmek kendi kendimize belki geçmişte alamadığımızı bugün verebilmek de çok kıymetli bir şey o yüzden çok sağ ol eklediğin için o kısmı. Sinem'ciğim sana şunu sormak istiyorum.
Benim kendimde de bununla ilgili çok net bir anı var. Defne bebekken ben onu kucağımda uyutmayı çok seviyordum. Gerçekten bir yandan en keyifli anlarımdan biriydi gün içerisinde. Diğer taraftan tabii ki uyumaya geçişi uzun sürdüğü zamanlar zorlanabiliyordum.
Ama çok net hatırladığım, benim mesela çok gergin olduğum herhangi bir sebepten... Ve Defne'nin uyumayı yüzde yüz reddettiği ve ben gevşemedikçe onun da gevşemediği çok böyle çok aklımda kalan bir gecem var. Ve ben bunu birçok başka ebeveynlerinde duydum. Sen eminim benden de çok duymuşsundur.
Bu neden olur ve böyle zamanlarda ne yapmalıyız diye bir sormak istiyorum sana. Evet hepimiz zaten böyle akşamlardan geçmişizdir. Yani zaten öyle bir gün yaşıyoruz ki değil mi Gizem? Hani sonunda artık hiçbir şey olmasa bile bir yorgunluk var orada.
Yani bir an önce uyusa da ah ben de bir gevşesem. Çünkü onunla iken hep ona veren bir yerdeyim. Tetiklesin sonuçta yani ihtiyaçlarını karıştırıyorsun. Böyle girdiğimiz zaman ama dediğin gibi o mutlaka uyumalı...
...işte mutlaka sakinleşmeli baskısını biz kendimizde hissettiğimiz için... ...o da tabii ki hissediyor.
Hani biraz önce bahsettik o sinir sistemi olayını. O yüzden aslında bebeğe bakım vermeden önce kendimize bakım vermek... Yine orada belki bakımı da ko yani birlikte hale getirmek çok önemli. Yani bize ne iyi geliyorsa aslında uykunun öncesinde onu yapmak.
Eğer bir destek varsa etrafta fiziksel belki bebeği biraz bırakmak ve bana ne iyi geliyor? Ya bir beş dakika oturayım bir nefes alayım ondan sonra gideyim biraz ben önce bir uyuyayım. Bunlarsa bu. Yani mesela işte babalar o saatlerde gelir yine orada birlikte yapılır belki rutinler ama belki baba yaptırabilir.
İşte banyoysa banyoyu baba yaptırabilir. Ya da sen bir örnek vermiştin. O da çok güzeldi. Birlikte banyoya girilebilir.
Birlikte yatışılabilir orada. Tabii hani banyo her zaman bebeği yatıştırır diye bir kural yok. Hiçbir şey kural olarak almamak lazım. Bazı bebeği çünkü su uyarır.
O zaman daha erken. Orayı ne rahatlatıyor yani? Bizim sistemimizi ne rahatlatıyor? Dolayısıyla önce bir rahatlamak.
Ondan sonra içeriye girmek. Ve o anı da bir an önce bitecek bir an gibi değil de. Senin de söylediğin gibi çok güzel. Birlikte olduğumuz kaliteli bir an.
Çünkü kaliteli zaman sadece oyun içinde olmaz. Uyku da çok kaliteli bir an haline getirilebilir. Ve şöyle düşünmek. Ben şu an uyutmak için değil.
Ben eşlik etmek için buradayım. Ne varsa içeride ona güvenli bir liman olacağım. Ve o içeride de regulasyon bozulabilir. O zaman tekrar kendime dönüyorum.
Bir dakika şu an neye ihtiyacım var? Bir dakika yamuk oturuyorum. Biraz bir düzeleyim. Arkama bir yastık koyayım.
Bir nefes alayım. Evet şimdi iyi geldi bana. Yani ondan önce kendimize bakmak her zaman. Ebeveynlik her şeyi kusursuz yapmak değil, bu eşsiz yolculukta güvenle ilerlemektir.
Molfix bu serüvende sizin en yakın yol arkadaşınız. Geceleri bebeğinize kesintisiz rahatlık sunan Molfix Tatlı Rüyalar Bebek Bezi 14 saat kuruluk ve 20 farklı uyku pozisyonunda sızdırmazlık sağlıyor. Tek bezde tüm gece uykusu bölünmeyen bebekler mutlu sabahları uyanırken dinlenen anne babalar da yine daha enerjik, bebekleriyle sevgi dolu ve keyifli anlar paylaşmaya hazır başlıyorlar. O böyle tipik rutinler var ya işte mutlaka kitap okuyun, mutlaka öncesinde işte şu şarkıyı dinlesin.
Her bebek için çalışan sistemler değil bunlar. Kesinlikle değil ve burada... Ondan biraz bahsetsene ne olur. İyi ki sordun bunu çünkü çok yanlış bilinen doğrular var burada.
Şimdi birincisi bebek nasıl yatışıyor? Aslında onu bir dansın içinde öğreniyoruz. Yani bazı bebeği meditatif müzikler yatıştırırken... ...tabii bizi de yatıştırması önemli o müzik.
Bazı bebek gerçekten rock ile yatışıyor. Çünkü bebek hareketle regüle oluyor. Hani hareketle regüle olmak illa bir hiperaktivite değil bu. Regüle olma biçimi öyle gelişmiş.
O zaman o bebeğe kitap okusanız... ...regülasyona gitmeyebilir o bebek. Ne yapacaksınız? Önce biraz bir dans edeceksiniz belki.
Dans da bu arada emzirme kadar aslında birliktelik sağlayan bir şeydir. Senkronize eden bir şeydir çünkü. Aynen müziğe çünkü iki taraf da senkronize olur. Ve biz bebeğe göre dans ettiğimizde onu bebek zaten algılar.
Yani işte bir yere bakıyordur o tarafa doğru döneriz. Bebek hemen bunu algılıyor ve kendisine göre bir dansın içine girmesi bakım verenin bir uyum. Senkronizasyon zaten regulasyon getirir. O yüzden orada ezber yerine bebeğim neyle daha rahat hissediyor?
Tabii ben de aynı şekilde ona da bakmak önemli. Ve yani burada duysal sistem önemli. Duysal sistem nasıl yatışıyor? O bildiğimiz beş duyunun üzerine işte vestibüler duyu denge sistemi, proprioseptif hareket sistemi, introseptif içsel organlardan aldığımız bilgi bunların hepsini birlikte düşünmemiz lazım.
Yürüme, sallama bunların hepsi çünkü yatıştırıcı bunları kullanacağız. Kendi rutinimizi oluşturacağız. Şimdi rutin hep aynı olduğunda tabii bebek için öngörülebilirlik oluyor orada. Ama her zamanda mutlaka böyle katı bir aynılıktan bahsetmiyoruz.
O gün çok uykusu vardır. Bazı adımlar atlanmalı. Bizim halimiz yoktur. Bazı adımlar atlanabilir.
Bazen değişiklik yapmak da iyi gelebilir. Yani katı bir düzendense esnek bir düzen. O yüzden evet bebeğe göre bir rutinden bahsediyoruz. Bir de şunu söyleyecektim hatırladım.
İstisnasız her uyku kitabında rutinde giydirmekten, işte pijama giydirmekten, diş fırçalamaktan vs. bahsedilir. Oysa ki bunlar bebeği regüle eden araçlar değildir, anlar değildir. Tam tersine regülasyon bozan anlardır.
Çoğu bebek giyinmekten hoşlanmaz, dişli fırçalanmasından hoşlanmaz. O zaman bunu rutine katmamamız lazım. Rutin öncesinde yapmamız gerekiyor. Rutin bebeği yatıştıracak şeylerden oluşmalı, anlardan.
Bir de veda edecek. Yani o birlikteliğe veda ediyor çünkü. Dolayısıyla hem kavuşmayı hissettiren hem de sakinleştiren bir süreç olmalı. Aklıma şey geldi.
Emzik kullanımı. Emzik aslında bebeğin kabul ettiği ya da etmediği bir şey olabilir. Bazı bebeğin kullanmayı tercih ettiği ya da etmediği. Doktorlar arasında bile bununla ilgili farklı görüşler var.
Yani bu şey uyku konusunda bir tek yolun bütün bebeklere uygun olduğu fikrini kim çıkarttıysa çok yanlış bir şey yapmış gerçekten. Çünkü yani her bebeğin ihtiyaçları çok farklı. Doğru kaynaktan bilgi alabilmek çok önemli diye düşünüyorum. Ve buradaki doğru kaynaklardan bir tanesi de başından beri söylediğimiz gibi kendi içgüdülerimizde tabii ki.
Şimdi emzik konusu mesela şöyle. Şöyle ilk altı ay bebeğin beyindeki sakinleşme merkezi bu emme ile ilgili. Emdiği zaman sakinleşiyor. Sonra işte o altı ay tabii tam böyle matematiksel almayalım ama yavaş yavaş kendini karşılıklı ilişki içinde sakinleşmeye bırakıyor.
Ama oraya kadar evet bir emzik ihtiyacı şöyle olabiliyor. Şimdi emmeyen bebekler var veya emzirilmeyen bebekler var. Bu bebekler yatışması için o emziğe ihtiyaç duyabiliyorlar. Ya da çok yoğun emen bebekler var.
Anne müthiş yoruluyor artık emzirmekten. Oraya da bir destek emzik ama emzik yani o altı ayın ötesinde hani biraz daha sürebilir belki ama... ...öyle ikinci yıla falan kaymaması gereken bir durum aslında.
Çünkü artık orada karşılıklı ilişkiye, oradaki yatışmaya yerine bırakmış olması lazım. Olmamış olabilir, olmadıysa ne var burada? Duygusal bir zorlanma var, ilişkide bir zorlanma mı var ilişkisel alanda ya da duygusal bir zorlanma mı var? Çünkü her şey ilişkiyle de ilgili değil.
Yapısal bir yerden de gelebiliyor. Bebeğin o duysal sistemeye yatışmaya müsait değilse o zaman regüle olmak için emzeye ihtiyaç duyabiliyor. Her iki açıdan da bakmak gerekiyor oraya. Anlıyorum çok doğru söylüyorsun.
Peki şeyi söylemek istiyorum. Bebeğini kucağında uyutma. Ay sizinle aynı odada mı yatıyor bebeğiniz? Ya da işte ne bileyim her uyku öncesi bunları mı yapıyorsun?
Ne gerek var? Çocuk bu uyur. Şımartma çocuğu. Şimdi bunlar çok maalesef duyduğumuz, dinlediğimiz söylemler.
Bu çocuğu şımartmak mı sence bu tüm anlattıklarımız? Herhalde yayının şu noktasında herkes cevabı tahmin etmiştir ama biz yine de konuşalım tabii. Çok güzel bir soru çünkü bu mutlaka geliyor etraftan. Şimdi bebeğin şımarması mümkün değil zaten beyin yapısına göre öyle bir şey olmasa.
Lütfen onu vurgulayalım mı? Bebekler şımarmaz, bebekler kucakta şımarmaz. Bakım verince şımarmaz, sevilince şımarmaz. Manipüle etmezler böyle bir şey mümkün değil.
Bebeğin buna zaten ihtiyacı var. Şimdi ne dedik bebek evet anneden doğuyor. Fiziksel olarak doğuyor ama ruhsal olarak doğmasına zaman var. İlk üç sene ilk iki üç sene bunun için zaten o benliğin doğumu.
O benliğin doğumuna giden yolda biz ona o bütünlüğü hissettiren bir yerde olmalıyız. Şimdi o duyu sistemlerine siz sardıkça bebek ben annemle aynı gerçekliğin içindeyim ve güvendeyimi hissediyor. Dolayısıyla özellikle yeni doğanlık bol temas demektir zaten. Zaten bebek şey yapabildikçe regüle bir şekilde sizden ayrı kalabildikçe zaten ayrılmaya kendisi de başlıyor.
Zaten sürme ve emekleme başlıyor işte orada da evet yere koyuyoruz ve artık bebeğin bedenine ihtiyaç duymadığı sürece tabii ona bırakıyoruz. Zaten kendi halinde bir ayrışma oluyor ama siz daha çok sevdiniz daha çok kucağınıza aldınız bunlar bebeğe zarar vermez bu mümkün değil. Çok sevmek zarar verir diye bir şey mümkün değil yani. O yüzden olabildiğince onu verelim zaten şunu da görüyoruz hayatının başında daha bu bütünlük içinde yaşamış kucağa alınmış bebekler sonra çok daha bağımsız oluyor.
Orası doyurulmadıysa zaten oradaki boşluk 15 yaşında bile doyurulması gereken yer olabilir yani gerçekten çok yoğun sarılmaya ihtiyaç duyabilir. Dolayısıyla ne kadar doyuruyoruz o kadar rahat bağımsızlaşıyor. Tam olarak bağımlı olmadan bağımsız olunmaz. O yüzden hani bırakın o güvenli limanında bebek gerçekten o ilişkiye doysun.
İstediği kadar keyfini sürsün diyorsun. Aynen öyle diyorum. Sinan'cığım çok teşekkür ederim. Benim için çok keyifli bir sohbet oldu.
Biliyorum aslında bıraksak biz daha çok uzun konuşuruz ama iyi ki geldin, iyi ki anlattın. Evet, iyi ki gelmişim. Başında dediğim gibi benim için de çok keyifli bir sohbet oldu. Sağ ol.
Çok teşekkür ederim. Umarım bütün dinleyenlere faydası olur. Bence olacaktır. Umarım.
Doğru kaynaktan bilgi her zaman işe yarıyor diye düşünüyorum. Ağzına sağlık. Teşekkürler davet ettiğin için.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.