
7.902 kelime · ~40 dk okuma
Eğer bu podcast'ı dinliyorsanız podbe.com ve podbe app'ten de izleyebilirsiniz. Merhabalar herkese, Mecbur Buyma'nın yeni bölümüne hoş geldiniz. Yanımda değerli partnerim Mehmet Yaşar Altundağ var.
Kimilerinin bayıldığı, kimilerinin bir sevgi-nefret ilişkisi duyduğu tartışmalı bir figür. Ya bir Yaşar gibi başka kimse yok bu arada bak bana çok mesaj atıyorlar. Yaşar şöyle yani bir kısmı seni çok seviyor. Bir kısmı da işte Yaşar'lı bölümleri atlıyoruz falan filan.
Ya bir kere öncelikle farklı fikirlere bir saygılı olmayı öğrenelim. Ben Yaşar'ın %90 fikrine falan katılmamama rağmen çok akıllı bir çocuk ve kesinlikle beni kendi fikirlerimi geliştirmede onun karşı fikirleri çok zenginleştirdiğini düşünüyorum. Hem bu podcast'ta hem hayatımızda yani. O yüzden biraz böyle bir perspektiften bakalım.
İlla her dinlediğiniz insanın fikrine %100 saygı duymaya gerek yok ya da katılmanıza da gerek yok. Ama bazen kafanızda da yeni sorular açabilir belki. Böyle bir perspektiften de değerlendirmek lazım. Benzer duyguları bana karşı da yaşıyor olabilirsiniz bu arada.
Diyerek bugünkü konumuzla da ilgili bir konu bu diye böyle bir giriş yaptım. Önce telkiflerin için teşekkür ediyorum. Benim Paris'te bir arkadaşım vardı. Kanka Erdoğan gibi adamsın.
Seni bazıları çok seviyor. Bazı arkadaşlarıma senden nefret ediyor diyordu. Hakikaten öyle. Seni peki hem Erdoğan hem İmamoğlu'na benzetilen ilk insan olmaz mı?
Aslında ikisi de birbirine benziyor. Diyorsun. Ama hayır ya. Political animals'lar birbirine benzer bence.
Ortak özellikleri var ama ayrıştıkları nokta çok fazla var bence. Öyle mi? Neyse ona girmeyebiliriz. Şuraya girersek çıkamayız.
Evet bu konuyu bu arada Yaşar önerdi. Benim de çok hoşuma gitti. Çok tartıştığımız, arkadaşlar arasında tartıştığım benim bir konu. Sanatı sanatçıdan ayırmalı mıyız?
Sanatı sanatçıdan ayırmaya mecbur muyuz? Sorusunu bugün tartışacağız. Bir kere bir Roman Polanski filmi izlemiştim bir arkadaşımla. Net bunu getireceğini biliyordum.
Adı mı gibi Roman Polanski dediğini. Ardından da bir Woody Allen filmi patlattık. Evet bundan bahsedeceğim. Yani seni tanımışım.
Ama yani bir zahmet yani. Roman Polanski de bir zahmet yani. Zaten belli başlı böyle yani yerli yabancı toplam böyle çok ihtilaflı diyebileceğimiz figür var. Herkesin ahlaksızlıklarında neredeyse hemfikir olduğu işte Woody Allen, Roman Polanski.
işte ne bileyim Türkiye'den belki Ozan Güven örneği verilebilir. Hani o da böyle davayla kanıtlanınca insanların gözünde böyle bir sabit bir noktaya yerleşti. İşte eski kız arkadaşına dövdüğü için. Benim aklımda bu arada Dostoyevskiler, Karavacıyorlar falan vardı. Gerçekten
Karavacı da birini de öldürmüştü. Benim aklımda gerçekten Salatçılar vardı. Ya ben hani evet sanatçılar ama sanatçıların artık hayatımızdaki yeri de öyle 18. 19. yüzyıldaki gibi
...tabii bir yerleri olmadığı için artık kanaat önderleri ne bileyim oyuncular, influencerlar, müzisyenler işte Kanye West denzer olarak polarize edici bir figür. Ve genelde de erkek oluyor bu karakterler ve sanatı sanatçıdan ayırmalı mıyız? Konusunu bugün konuşacağız.
Sen niye bu konuyu önerdin? Ya bence çok zengin bir konu ve daha derinde atıyorum siyasi sebeplerden babanla küsmeye mecbur musun? Bir arkadaşının bir defosu, bir hatasından dolayı onunla arana mesafe koymaya mecbur musun gibi bir yere gidiyor. Yani insan bütünleşik bir varlık mıdır yoksa kompartmentalize edilebilir mi sorusunun daha başka bir versiyonu olduğu için beni çok heyecanlandırıyor.
Tabii ki bir de içerisinde sanat, sanatçı, kötülük gibi birçok şeyi de konuşturduğu için çok zengin buluyorum. Şöyle başlayabilirim ben. Ben hani ayırmaya mecburuz gibi bir noktadayım. Çünkü ayırmadığımızda hem kötülükle hem de sanatçıyla sağlıklı bir işi kuramıyoruz.
Kötülük yapan insanlar sanki her konuda kötü, her konuda başarısız, yeteneksiz gibi düşünüyoruz. Yani onunla kurduğumuz ilişki öyle. Geçen sene Zone of Interest filmi çıkmıştı. Çok hoşuma gitmişti ve insanlar çok beğendi.
Neden? Yani işte nazi subayları ailede gayet şefkatli, işte iyi bir aile babası ama sabahları gidip insanları gazetasına atıyor. Yani o kötülük aslında bizim kafamızda canlandırdığımız gibi hep kötüsün, hep zalimsin gibi değil. Kötülük çok sıradan bir şey.
Çok sıradan, hanı Arapçası. Aynen öyle, çok sıradan bir şey. Ve bazı insanlar bazı konularda iyi insan, tırnak içerisinde. Ama bir konuda da çok zalim ve merhametsiz.
Sanatçıyı da bence çok böyle, büyük insan olmakla iyi insan olmak farklı bir şey bence. Büyük insanlara iyi insan olmak zorunda değil. Yani iyi insanlar merhametli, duygudaşlık kurabilen, seni anlayabilen, insanlara zarar vermeyen insanlar olurken... Büyük insanların genellikle böyle hırsları, defoları, bir şeyi başarmak için önlerine gelebilecek her şey yıkıcı bir enerjileri de oluyor.
Ve hatta daha kışkırtıcı şey de şu bazı sanatçılar bu uçlarda dolaştığı için de başarılı oluyor. Evet o konuya ben de katılıyorum öncelikle ama ilk argümanına katılamayacağım. Katıldığımdan başlayayım veli toplantısı taktiğiyle. Kesinlikle şimdi ben de yaratıcı işler yaptığım için yazarlık, senaristlik falan filan gibi şeyler yapıyorum.
Yaratıcılık birazcık kutunun dışında bakabildiğin bu ahlaki şeyler de bunun içini kapsıyor ister istemez. Böyle toplumsal kabulleri biraz daha nasıl söyleyeyim afaki gördüğün, arbitrari gördüğün yani hani birer toplumsal onların dışından bakabildiğin böyle zoom out ederek ahlaki doğruların belki biraz daha mesafelendiğin ya da seni daha az etkileyen hale gelen insanlar zaten genelde yaratıcı insanlar olabiliyorlar. Böyle her şeyi olduğu gibi yapayım da işte herkeste benden bekleneni vereyim standart etliye sütlüye dokunmayan bir insan olayım diyorsan bence yaratıcı bir insan olabilme ihtimalin yok. Ya da ben seni yarattığın şeyle ilgilenmem yani.
Bence bunun bir tane istisnası var bu arada o da kant. Kant olunca en sıkıcı insan. Yaratıcı değil abi yani felsefe hani böyle çok otistik bir şeyle bunu bir şey yapmıyorum otistik derken içe dönük manasında kullanıyorum hakaret olarak değil. Çok otistik bir yerden kendini kapatıp yazmış adam yani.
Hani o da aslında bir yaratım süreci mi? Tabii ki bir yaratım süreci ama bir sanatsal bir yaratım değil böyle bir nasıl söyleyeyim bir tür bilgi üretim süreci gibi bir şey neredeyse yani. Bence Kant'ın yaptığı ama bence hakikaten sanatçılar biraz kutunun dışında düşünebilen birazcık çıkıntı, weirdo, farklı tipler olmalılar yani. Ve onlara bu alanı tanımamız lazım.
Hatta bunu böyle Nietzsche'de söyler böyle buyurdu Zerdüç'te işte Übermensch tanımında vardır yani böyle toplumu ileri taşıyacak yaptığı şeylerle topluma kazandırdığı işte sanatla ya da yaratıcılıkla topluma verdikleriyle toplumu ileri taşıyacak tipler onu işte Übermensch dediği insanlar o toplumun genel ahlak kurallarından birazcık azade sayılmalılardır ki o özgürlük alanları olsun. Ve işte atıyorum sen niye evli değilsin 40 yaşına geldin ya da neden işte kocanı aldattın karını aldattın ya da ne bileyim başka bir ahlaki işte neden şu konuda bizim beklediğimiz gibi davranmadın falan filanlara uymayacakları bir alan olsun ki yaratıcılık oradan beslenir. Ben buna kesinlikle inanıyorum yani biraz gidik olman lazım yaratıcı olmak için. Ama ve lakin yani şimdi bir sanat şeyinde üretiminde abi zaten mesela hani görsel sanatlar ya da müzik tamam mı?
Biraz sanatçıyla değerlenen bir şey yani mesela sen bir sergiye gidiyorsun. Güzel bir nokta yani. Bir sergiye gidiyorsun işte bir ressamın resmi neden değerli? Onun hayat hikayesi, onun dertleri, anlatmak istediği şeyler, yaşadığı işte zorluklar falan filan.
Bütün o biyografiyle zaten o sanat eseri pazarlanıyor ve bir anlam buluyor. İşte Picasso şöyle şöyle evreleri yaşadığı ve öyle o zamanda kübist fikri bulduğu için Picasso yani şu anda biri aynı birebir aynı resimleri yapsa Picasso olmaz. Dolayısıyla bütün o sanat üretimi aslında o sanatçının biyografisinin bir end product yani sonucu ve o şekilde de pazarlanıyor. Hani sanat piyasası böyle işte bu şöyle bir artisttir hani bir galeriye gidersen o şekilde pazarlanıyor yani.
Yani hangi dönemde yaşadığın, hangi zorluklar yaşadığın ya da ne bileyim nelerden etkilendiğin yani senin birebir nasıl bir insan olduğun o şeyin, sanatın nasıl yorumlandığını doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla ilk söylediğinle de bu yüzden katılmıyorum. Yani onu da ayrıştıramayız sanat üretimiyle sanatçıyı böyle bir yerde. Valla sen konuştun inanılmaz heyecanlandım.
Çünkü bence çok güzel bir tartışmaya gireceğiz. Tam bunlara karşı şeyler düşünmüştüm. Şimdi Roland Barthes'in bir kitabı var. Yazarın Ölümü diye.
O şöyle bahsediyor. Bir sanat eseri üretildikten sonra aslında o sanatçının olmaktan çıkıyor. Artık o okuyucuların, onu alımlayan insanların zihninde tasavvur ettiği şekle bürünüyor. Bugün biz Shakespeare'i okuyoruz.
Hamlet'i mesela. Yani Hamlet'e karşı öyle değerlendirmeler, öyle hisler geliştiriyoruz ki... Muhtemelen Shakespeare görse ben onun için yazmadım veya bunları düşünmedim derdi. Dolayısıyla aslında sanat eseri bir kez ortaya çıktıktan sonra bence yazarın kimliğinden de ayrışan bir noktaya geliyor.
İkincisi... Tamamen ayrışmıyor ama. Bence büyük oranda da ayrıştırıyoruz. Çünkü o artık kolektif insanlığın bir parçası oluyor.
O yüzden ben bu arada sanat eserlerini de iptal etmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü o bizim insanlığımızın bir parçası ve burada şunu da altını çizeyim. Walter Benjamin'de şey der, uygarlık tarihi barbarlık tarihidir. Onun içerisinde bütün defolarımızla, kırganlıklarımızla, kötü taraflarımızla insanın olduğunu da kabul ediyorum.
Yani işte Aristo'nun yazdıkları kadınlar ikinci sınıftır Aristo'da. Çünkü o dönemin bir ürünüdür. Ben çünkü bir sanat eserine baktığımda onun defolarını, sıkıntılarını da onun bir parçası gibi görüyorum. İradenin Zaferi diye bir film vardı.
Bu çok ünlü propagandanın şeyidir yani zirvesidir. Bugün ona baktığında sen Nazi Almanya'sını görüyorsun ve bu bir propaganda filmi benim için o sanatsal değeri olan bir film ama aynı zamanda o dönemde sanatın nasıl kullanıldığını, sanatçıların neye hizmet ettiğini, sanatın yer yer sadece kültürel estetik için, zerafet için, güzellik için değil de kitleleri yönlendirmek, iktidarları sağlamlaştırmak için kullanıldığını da gösteriyor ve dolayısıyla onu çıkardığında onun gerçekliğinden de bir pay almış oluyorsun. Bunu bilelim, buna göre değerlendirelim ve değerlendirirken de zihnimizin hep bir köşesinde olsun. Ama onu iptal etmeyelim.
O hayatın bir gerçeği sonuçta. Masada olmalı diye düşünüyorum. Tabii de Roland Barthes argümanına hakimim ve buna hazırlandım. Bunu senden geleceğini tahmin ettim.
Hadi bakalım. Konuları sığmayalım. Öncelikle şey konusunda evet yani bir noktadan sonra bir yazar edebiyat özelinde konuşuyor Roland Barthes bu arada. Bir yazar bir şey yazdıktan sonra artık onu ortaya atmıştır ve sen Yaşar olarak farklı yorumlarsın, ben Ezgi olarak farklı yorumlarım vs. vs.
Ve bunun böyle bir nihai bir anlamı olmayabilir diyor. Ama bu şu demek değil yani birçok bir şeyin sanat olarak sayılabilmesi için bir tür subjektiviteyle verilmesi gerekiyor gibi bir argüman okudum. Bu arada güzel bir kitap okudum bununla ilgili şey. Size de tavsiye ediyorum.
İsmine de şey not almıştım. Eric Hatale Mathews diye bir kişinin bir filozofun felsefe akademisyeni genç biri. Drawing the Line diye güzel bir kitabı var ve tam olarak bu konuyla ilgili işte sanatı sanatçıdan ayırmalı mıyız'a felsefi bir bakış yapmış. Ve şöyle bir bence içgörülü bir şey söylüyordu.
Mesela bir deprem kendine içkin olarak kötü bir şey değildir. Yani tektonik plakaların oynamasıdır ve o hani deprem olduğunda dünya bize bir kötülük yapıyor gibi yorumlamayız sonucunda insanlar ölebilir kötü şey binalar yıkılabilir kötü şeyler olur ama depremin kendisi aslında objektif bir deneyimdir gibi bir şey söylüyor. Ama sanat eserinde bunun tam tersi bir eser ortaya sunulurken bir subjektivite ile sunulur. Bu belki evet doğru subjektivite benim subjektivitem der yazar.
Bunu kabul etmek zorunda değiliz ama bir tür bir subjektivite ile sunuluyor diyor. Ve burada da mesela işte bir acıklı bir film mesela babam ve oğlumu yaparken çağınırmak. Hani buna duygulanın, ana karakterle empati kurun diyor. Ve biz de ona duygulanıyoruz aslında onun perspektifine giriyoruz.
Bizden bir tür subjektiviteye davet ediyor ve biz de çok büyük oranda %80-90 oranında o subjektiviteye dahil oluyoruz. Ya da bazen hiç içine giremediğimiz filmlerde oluyor ama ya da bir komedi filmini izlerken karakterin işte olduğu düştüğü gülünç durumla gülüyoruz vesaire vesaire. Ya da bir acıklı işte Radiohead dinlerken hüzünleniyoruz vesaire. Yani bunların hepsi bir tür bizi subjektiviteye davet ediyor.
Ve burada aslında belki farklı farklı yorumlar olabilir şeyini yine de kabul edebiliriz ama bir tür ahlaki pozisyon barındırırlar sanat eserleri demeye getiriyor bu filozof. Ben de buna aslında katıldım ama bu aynı yazarın şöyle güzel bir argümanı daha vardı. Buna bu konuda topyekun bir değerlendirme yapmamız aslında hiç sağlıksız olduğunu söylüyor. Ve şöyle bir örnek veriyor. Arkeli diye bir tane prodüktör vardı. Şimdi çok ağır cancel'landı hatta ve hatta şeye de girmiş olabilir hapse de girdi yanlış hatırlamıyorsam.
Bu Aliyat diye bir ses sanatçısı kızla böyle up and coming 15 yaşındayken kız Arkeli'de 27 yaşında age ain't nothing but a number diye bir şarkı yazıyor. Bu kıza söyletiyor ve kız da 15 yaşında Arkeli'yle 27 yaşındaki o esnada Arkeli'yle prodüktörle beraber ve hatta gizli bir evlilik yapmışlar. Şimdi böyle bir şeyde bu şarkıyı bu konteksten bağımsız olarak değerlendirmek çok zor. Bu ister istemez senin o şarkıdan bunu bildiğin andan itibaren eğer bunu yanlış bulan bir insansan bunu bir tür pedofili ya da hebefili olarak gören bir insansan.
ister istemez ve bence doğru olarak bu o şarkıdan aldığın keyiften götürüyor ya da mesela şey örneği de veriyor o da güzel bir örnek Woody Allen'ın mesela birçok filmi var hani alakası işte mesela Annie Hall işte orta yaşlı bir çiftin şeyi işte Diane Keaton oynuyor onun hikayesi hani mesela Woody Allen'ın kendi üvey kızıyla kendisi evlat almıyor ama işte Mia Farrow diye bir kadınla beraber o da bir aktris o evlat edinmiş Onların ilişkisinden önce işte 10 yaşındayken kız Woody Allen'la beraber olmaya başlıyor Mia Farrow. Ve 16 yaşındayken diyorlar ki işte biz ilişki yaşıyoruz. Hani kendisi ve işte Sun Li diye bir kız Koreli. Aslen Koreli yani.
Ve işte şey diye bunu da böyle meşrulaştırmaya çalışıyor. İşte o benim o asıl babam değildi. Beni evlat edilen baba o değildi. İşte Mia Farrow'un bir önceki ilişkisiydi.
Dolayısıyla hani öyle bir babalık bir şey yok öyle bir ilişkimiz yoktu falan filan neyse ama yine de bu bize çok temelden yanlış geliyor yani aynı evde yaşadığın bir kız çocuğunla daha sonra evlenmek. Ve Woody Allen'ın mesela yine şey Manhattan diye bir filmi var belki izlemişsindir orada orta yaşlı bir adamla 16 yaşında bir kızın ilişkisini anlatıyor. Mesela bunu izlerken bence hani rahatsız olmalıyız seyirci olarak. Belki Woody Allen'ın başka alakasız bir filmini izlerken yine Woody Allen Allah senin belanı versin şerefsiz adam deyip belki insanlar izlemeye devam edebilirler.
Ama böyle caselerde adamın kendi bir şekilde ahlaksızlığının esere zerk olduğu durumlarda bence orada bir tepki koymamız gerekiyor. Bu bizim ahlaki görevimiz gibi düşünüyorum. Hakikaten kafa açıcı argümanlar örneklerde öyle. Ki Woody Allen ile Roman Polanski'nin bence en aslında konunun bir parçası o.
Ama adım adım gideyim. İlk başta her sanat eseri bir ahlaki pozisyon diye başladın ya. Bu dediğin aklıma şunu getirdi. Dostoyevski'nin Karamozov kardeşlerini düşünüyorum.
Dostoyevski ömrünün sonunda baya bir Sıla milliyetçisi olan ve o Rus imparatorluğunu tekrar canlandırmak isteyen bir düşünere dönüşüyor. Hatta kitaplarını falan okursanız İstanbul Rusların eline geçmeli. Yani Konstantinopol diyor yani Rusların eline geçmeli diyor. Şimdi biz Türkiye'de insanlar olarak Dostoyevski okuyoruz.
Bu pozisyona göre aslında okumamak gerekiyor. Fakat şu ilginç Dostoyevski'nin Karamazov kardeşini okuduğunda kardeşlerden biri epey tanrı fikrini sorgulayan. Hani tanrının varlığı yokluğu konusunda böyle çok güçlü argümanlar veren ve insanı düşündürten bir karakter de oluyor. O yüzden Dostoyevski'nin veya sanatçıların kendi eserlerinde bile tek bir ahlaki pozisyon veya onun düşündüklerinin yanı sıra işte onun tam karşısında olan biri, onun kafasının içinde o düşüncelerin tersini söyleyen bir karakter de doğuyor.
Yani birkaç tane Dostoyevski var ve biz hangisini iptal edeceğiz? İlki hayatında kumar oynamış, işte hep sefillik çekmiş, etrafına acılar çektirmiş, zor bir karakter. Arkadaş olmak istemezsin, kardeşinin olmasını hiç istemezsin. Yani tırnak içine başa bela, Dostoyevski'nin kardeşi olmak.
Ama mesela öyle bir yaşam kumarbazı da doğuruyor. Yani sırf kumar borcunu ödemek için kumarbaz kitabını yaşıyor. İkincisi dediğim gibi siyasi fikirler olan Dostoyevski. Üçüncüsü suç ve ceza.
Karamozov kardeşler cinliler kitabında gösterdiği gibi böyle insanın derinliklerine giren Dostoyevski. Dolayısıyla bence tek bir sanatçı da yok. O yüzden tek bir ahlaki pozisyon olduğuna da biraz şer getirmek istedim. İkincisi gelelim hani daha şey argümanına.
Woody Allen'lar şunlar bunlar. Burada biraz provokatif bir argüman vereceğim. O da şu. Ya tarih boyunca insanların norm olarak belirlediği şeyler de değişiyor aslında.
Yani bugün evet 27 yaşında birinin 15 yaşında biriyle beraber olması abusive yani güç ilişkilerinin çok yanlış ve ahlaksızca ve yozlaştırıcı şekilde kullanılması olarak değerlendirilirken bundan 2-3 bin yıl önce bu insanlığın bir doğal parçasıydı hatta 3 bin bile değil belki 100-200 yıl önce bunu sorgulayan bile yoktu. Ve bunun gibi bir sürü norm var aslında. Yani heteronormativitenin inşasını bile bunun içine sokabilirsin bir noktada. Dolayısıyla sanat eserlerini bu açıdan değerlendirmeye başladığında biraz elinde kanon kalmamaya başlıyor.
Çünkü her çağın kendine ait bir ahlaki değeri var ve o ahlaki değerler değiştiği zaman sanatçıları değerlendirmemiz de değişiyor. Bence onları kendi zaman kapsülleri içerisinde değerlendirmek daha iyi olabilir. Veya bırakalım o zaman değerlendirisi. Biz onu ahlaki bir kriterden hiç değerlendirmeyelim de belki 50 yıl sonra zaten voodoo alanının sanat eserlerini hatırlayan bile olmayacak.
Yani o kadar güçlü bir sanat tarihine iz bırakan bile olmayacak. Bu açıdan değerlendirmeye bile gerek yok diyorum. Ama şuna katılıyorum. Ama biz bir pozisyon almamız gerektiği zaman.
Tam buna geleceğim. Başarı bence insanlara kredi veriyor. Başarılı bir insan etrafına böyle daha kötü davranabilen bir insan algısı da yaratıyor. Yani işte başarılı bir sanatçı ama sette millete kök söktürüyor.
İşte çok deha bir profesör ve etrafında çok böyle zorba ilişkiler yaşıyor. Böyle şeyler de çok duyuyoruz. Kanye West'le Sevan Nişanyan çağrıştırdığınızı zannediyor. Gibi gibi şeyler aynen.
Huysuz olma kredisi veriyor gibi. Aynen. Belki bir noktaya kadar da Sevan Nişanyan için normaldir. Mesela Kanye galiba eşine şey yaptırıyor değil mi?
Böyle çok garip garip kıyafetler giydiriyor. Garip bir yaşam tarzını içine sokuyor falan. Bence bu noktada ekonomik olarak değerlendirmemekte. Yani ekonomik olarak desteklememek.
Mesela filmine gitmemek. Roman Poloskin'in filmine ben gitmem. Para verip gitmem. Para kazansın da istemem.
Ama sanat eserini izlerim ve sanat tarihi açısından yerinde anlamaya çalışırım. Çizgim bu aslında. Yani ne onun sanat eserinin, onun yaptıklarını meşrulaştırmasını isterim. Ne de işlediği suçun eserlerini tamamen yok etmesini isterim.
Daha ortada ve bence birbirleriyle tutarlı bir pozisyonda alabileceğimizi düşünüyorum. Evet. Bence şöyle bir şey olabilir. Nedir onun adı?
Arayol olabilir bu konuda. Mesela eserlerini izleyip ona hiçbir şekilde belki çok ufak defa Netflix'ten açtın. Belki ona 0.01 kuruş kazandırdı.
Mesela insanların böyle bile şeyleri olabiliyor. Ben ona bir kuruş bile bir view bile vermek istemiyorum bu ırz düşmanına gibi şeyler söyleyebiliyor. Öyle zamanlarda da HD filmci en sevdiğinden izleyin valla. Para kazandırmayacak formatta tüketimler belki şey yapılabilir ama.
Ya şimdi bu ahlaki argümanın benim felsefe olarak ilgimi çekti işte. Belki birazcık meta etik bir tartışmaya da gidiyor. Yani ahlak kuralları gerçekten var mı? Biz onları toplumsal olarak inşa mı ediyoruz?
Yoksa bir yerlerde dünyanın programlanmasında insan öldürmek kötü mü falan? Yoksa biz bunu işte insan öldürmenin iyi zamanlar olduğu da toplumun şeyine göre mevcut durumuna göre olumlu zamanları olduğu da olabiliyor mu? Ben burada hani ahlaki bir antirealistim yani ben senin gibi biraz sana yakın düşünüyorum. Yani şey demek bu, dünyaya içkin ahlaki doğrular yok ve çoğu toplumların kullanışlı olduğu için, toplumu daha yaşanılabilir bir yer kıldığı için ya da iş birliği yapmaya yönelik bazı kullanışlı kabuller var ve biz bunlara ahlak diyoruz.
Okey ama bu onların geçersiz olduğunu yani biz toplum olarak bir şeye karar verdiysek bu onları geçersiz kılmak zorunda değil. Şey gibi böyle mesela sınıflarda şey yapılırdı böyle işte sınıf sözleşmesi. Bütün öğrenciler şey yapar biraz öyle gibi hani bir şey aslında ama bir toplum evet toplum sözleşmesi gibi ama biz kendi kendimize devletsiz bir şekilde halk olarak karar veriyoruz. Ve diyoruz ki işte belli bir yaşın altındaki kız çocukları ve erkek çocuklarıyla cinsel ya da cinsele yakın ilişkiler kurmak yanlıştır kardeşim ve bunu yaptığın zaman hem hukuki hem de ahlaki toplumsal olarak tepki göreceksin ve başına bir şeyler gelecek diye bir kabulümüz var.
Bu kabulleri güçlendirmenin bir yönü de böyle public figürleri aşağı çekmek, linçlemek, neyse yani itibarını düşürmek, itibar suikastı yapmak olabiliyor. Yani mesela işte kadını dövmek yanlıştır diyorsun tamam mı okey herkes hemfikir falan gibi ama gerçekten bir ünlü bir kadını dövdüğü zaman Ozan Güven örneğinde olduğu gibi ve insanlar özellikle kadınlar öyle tepkiler veriyorlar ki artık diziler insanı şey yapmak istemiyor bilmem ne bilmem ne. Bu bir örnek yaratıyor ve o toplumsal kabulün kadınları doğamak yanlıştırı aslında çok şey güçlü bir şekilde oturtuyor. Yani bunu içkin olarak yanlış bulmayan bir erkek bile arada bir kadına yumruk atarım diyen belki bir erkek bile bunu yapmaktan korkar hale geliyor.
Ya public kamuoyuna mal olmuş kişilerin sanat eserlerine tepki göstermenin böyle bir yan benefiti de olabiliyor. Ama buna da case by case bakmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bazen bazı insanlar çok haksız yere linçlenebiliyorlar. Valla Ozan Güven gerçekten bu konuyu düşünürken aklımda olan biri değildi.
Hayır o çünkü şey için önemli bir fikir. Hep böyle şey diyorlar ya işte bu ne halk mahkemesi gibi gitsin mahkemeye başvursun. Mahkemede de onandıktan sonra böyle bir kültü satıyor oturdu onun şeyi. Anladım. Yok benim aklımda işte Pushkinler, Karavancıo'lar, Dostoyevski'ler, Roman Polonski'ler falan vardı.
Onlarla konuşuruz. Neden? Çünkü Türkiye'de ortalama bir dizi oyuncusu dediğin gibi biraz daha bir kamuoyu figürü gibi. Ama diğerleri biraz daha sanatçı, sanat ve estetik, güzel eserler vermeye çalışan ve bunun için...
...ne bileyim kendi hayatlarında çalkantılı şeyler yaşayan ve toplumda da çalkantılı şeyler yaşayan bireyler. Dostoyevski de o zamanın entertainer yani televizyon yok hiçbir şey yok hani eğlendirmek için insanları roman yazıyor adam yani. Tam aynı diyemem ya yani şey gibi.
Çok yüksek bir edebiyat yapacağım ve ben bir Rus klasiği olacağım falan diye bir yola çıktı yani. Biraz o dönemde öyle bir adam olduğu hissediliyor yani bu adam Rusya için önemli biri. Bugün bile. Evet ama bir entertainer gibi de önemli olabilir.
Tabii ki tefrika ediliyor gazetelerde. Çünkü şu an evet edebiyat şu anki gibi halktan kopuk bir noktada değil o zaman yani. Tek eğlence aracı falan. Öyle ama şimdi onlar Gogol, Pushkin hani bir geleneğin bir parçası.
Yani bugün mesela Orhan Pamuk'un biz entertainer der miyiz? Hani entertainer'ın ötesinde biraz da. Bugün demeyiz ama bugün edebiyatın statüsü o değil yani. O zaman edebiyatın ya millet şey şeyler falan var yani 18. 19. yüzyılda fazla roman okumak beyin gelişimini durdurur.
Hani şey gibi böyle normalde nasıl şu anda ekran süresine dair şeyler var. Anti kampanyalar var. Romanlar için öyle yapılmış. Çünkü tek eğlence o gibi bir şey.
Anlıyorum ama o dönem gerçekten polisiye roman yazan, işte insanları eğlendirmek için öykü yazanlar da var. Bir de hani Tolstoy gibi insan neyle yaşar? İşte savaş ve barış gibi eserler yazanlar da var. Demek istediğim o.
Onlar da kendi içerisinde bir spektrum gibi. Ve buradan şuna geleceğim. Şimdi bence günümüzdeki sanatçılar veya işte ne bileyim sanatsal üretimle uğraşanlar ile bilim saydığım 19. yüzyıl öncesi hatta böyle 20. yüzyılın ilk yarısının öncesi insanlar arasında bir fark var.
Şimdi bir kere sosyal medyayla bu insanların hayatlarına ne yaptıklarına çok daha hakimiz günümüzdeki insanlarda. Dolayısıyla insanlara çok daha fazla etki üretiyorlar. İkincisi influencer ekonomisi denen bir şey var. ...var. Dolayısıyla bu insanlar aslında...
...sadece sanat eserleriyle de değil... ...ya da yaptıkları işle değil...
...kendi hayatlarıyla da... ...varlık kazanıyorlar. Öncesinde...
...Karavaccio'nun hayatına ne kadar... ...hakimsin zaten. Yani...
...işte bir resim yaptığında... ...hani tekrar hatırlıyorsun veya Michelangelo'nun...
...bir heykel yaptığında o heykel karşına çıkıyor. Ama hani o dönem için... ...işte yediği, içtiği, yaşam tarzı...
...kimlerle görüştüğü, nereye gittiği... ...bunlar...
öyle bir bilgi olmadığı için öyle bir tartışma da yaratmıyor. Dolayısıyla ne kadar aslında bir sanatçı kendi hayatını da, kendi ününün, şöhretinin hatta para kazanma mekanizmasını bir parçası haline getirirse o kadar da bunun doğal bir sonucu olarak kitleler tarafından eleştirilmeyi açık ve bence meşhur da oluyor. Bence günümüz influencer ekonomisinin böyle bir parçası var. Sen kendi hayatını ne kadar açarsan insanlar da onun üzerine o kadar söz sahibi olur. Hatta ben kişisel olarak
Tabii o kadar ünlü biri değilim ama çok kendi hayatımı paylaşmayı ve onun insanların bir parçası hale getirmeyi istemiyorum. Çünkü ne kadar açarsam o zaman o kadar da insanlar söz sahibi olabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla bence 21. yüzyılın teknolojisi ve influencer ekonomisi bence bir parça farklılık yaratıyor.
Çünkü sen artık kamuoyuna da mal oluyorsun. Ama sanatçı kamuoyuna mal olduğu halde hala sadece onun eserlerinin o insanlık tarihi için veya o insanlık mefhumu için bir bilgi, bir araştırma hazinesi hatta bir estetik zevk taşıdığı için de ayrı değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ozan Güven burada kesinlikle tartışmanın dışı. Peki o tarz daha ortada olan figürlere ne yapmalıyız?
Dediğine katılıyorum. Yani daha kez bay kez gitmek lazım ve biraz daha böyle ne diyelim halka yakın figürlerse o zaman evet ondan şeyde bekliyoruz. Ahlaki doğruluk, tutarlılık veya bazı davranışların uymasını da bekliyoruz. Çünkü öbür türlü dediğin gibi bu insanın yaptığı başka davranışları da olumsuz örnek olabilir.
Bu arada bu konuyu şey yaparken üzerini düşünürken hani genelde hani bütün şeyleri düşündüm böyle sanatçı hakkında bir şeyler öğrendikten sonra benim onun ürettiği işler konusunda daha ihtiyatlı davranmamı sağlayan ya da ondan aldığım zevki azaltan ya da direkt boykot edip hani bu adamınkini ben hiçbir şeyini dinlemek ya da izlemek istemiyorum falan dediğim. insanların neredeyse hepsi erkek üreticiler böyle de bir şey var çünkü kadınları düşündüm hani böyle bir durum oldu da böyle işleri cancellandı ya da hani kendileri cancellandığı şeyler çok fazla bulamadım mesela Sezen Aksu örneği buldum işte yetmez ama evetçi diye çok fazla insan dinlemeyi bıraktı ya da biraz böyle fanlığını bıraktı fanlığı konusunda daha vokal olmayı bıraktı. İşte şey Harry Potter'ın yazarı kadını var. J.K. Rowling. O da işte trans
karşıtı görüşleri yüzünden falan filan çok şey oldu. Bir kısım insan tarafından ya da bir kısım fanları tarafından bırakıldı. Ya da işte böyle onu artık savunmuyorlar. Kitaplarını, Harry Potter fanlıklarını en azından vokal olarak çok söylemek istemiyorlar vesaire vesaire. Ama genelde hani bu bütün
bu şeylerde erkek işte bir şey öldürmüş. Birine tacizde bulunmuş. Birine tecavüz etmiş falan erkekler işte Yılmaz Güney için de benzer bir tartışma yapılıyor. Suç işlerine geldi erkek zaten.
Evet biraz öyle bir yere de gidiyor yani kadınlar da cancelanmış da hep politik fikirlerinden dolayı cancelanmışlar. Hani bir taraf beğenmiyor işte yok şimdi yok sıra sıra ya Önder'in cenazesine katıldığı şebnem ferah falan diye onu bile şey yapıyorlardı. Ama genel olarak böyle aslında şeye doğru da gidiyor yani. Yani hani sanatçı erkeklerin tırnak içinde ahlaksızlıklarına ne kadar tolerans göstermeliyiz.
Ve burada bir güç şey argümanı var görmüşsündür özellikle taciz, tecavüz şeylerinde vakalarında. İşte gücünü kötüye kullandı ve işte oradaki güç pozisyonunu sömürdü, ebüz etti gibi. Sen bunun hakkında ne düşünüyorsun? Ya biraz bence iki üç konu üst üste biniyor.
İlki dediğim gibi zaten suç işleyenler içerisinde erkekler çoğunluğu oluşturuyor. İkincisi en azından 21. yüzyıla kadar sanatçısı, siyasetçisi, iktisatçısı, zartı zurtu erkek. Zaten örneklerimin büyük çoğunluğu erkek.
Bir de bu konuyu tartışmanızın vesile olan suç kavramıyla özdeşleşen şey erkek. O yüzden hani erkeklerle konuşmak bana çok şaşırtıcı gelmiyor. Yani erkekler gücü ebuze ediyor mu? Tabii ki ediyor.
Ama hani buradaki sebep o değil bence. Zaten örneklem erkeklerden çektiğimiz için öyle geliyor. Bu dediğim bana şunu düşündürdü. Şimdi Şebran Ferah işte Sarı Süreyya'nın cenazesine katıldı ve bir kısım insan tepki gösterdi.
Bu konuyu ben kendi hayatıma da şöyle adapte ediyorum. Çevremde ailesiyle siyasi görüşlerden konuşmayı bırakan insanlar var. Veya işte bir arkadaşının bir konudaki davranışından rahatsız olup onunla arasına mesafe koyan işte arkadaşın eşini aldatıyor mesela o noktada da arkadaşlığına bir mesafe koyman gerekiyor mu? Bence benzer tartışmalar yani insan bütüncül müdür yoksa ayrı ayrı değerlendirilmeli mi?
Çünkü bir açıdan şey dersin yani. Bence orada bütüncüldükten ziyade sen bunu ne kadar mesela bir insan anlatıyorum sen muhalifsindir ve işte birini ben AKP'li biriyle arkadaş olamam dersin tamam mı? O senin artık ahlaken çok yanlış olarak konumlandırdığın noktadadır. İşte AKP'li olmak ya da ne bileyim sırı sıra yaranın cenadesine gitmek neyse.
Ama biraz daha ahlaken daha ambiguous daha belirsiz ya da daha toleranslı pozisyonlarda olduğun şeyler olabilir. İşte bilmem kime yalan söylemiş ya da işte kız arkadaşını aldatmış da hani gibi de bakabilirsin. Yani orada senin yani kişinin ya da bu sanat tüketicisinin bence ahlaki toleransıyla değişiyor yani bütünlüklü bakmaktansa gibi geliyor bana. Katılıyorum ve mesela siyasi bir fikirden dolayı bir yakınına mesafe koymayı ben kendi içerisinde çok doğru bir davranış gibi yaklaşmıyorum.
Neden diye soracak olursan çünkü şimdi bu herkesi tek tipleştirme çabasının bir ürünü gibi geliyor bir yandan. Şimdi rantın bir parçasıdır. Bu mekanizmanın bir parçasıdır. Ve bu noktada o insanla arana bir mesafe koymak isteyebilirsin.
Ama bir insan fikirlerinden dolayı bu siyasi bir fikir olabilir, felsefi bir fikir olabilir. Ona mesafe koymaya çalışmak hayatın her alanını politize etmeye bence bizi dönüştürüyor. Şimdi bu da kendi içerisinde tek tipleştirici ve hafif de kendi için faşizan bir dürtü olduğu için bana yanlış geliyor. Hafif değil çok bence.
Tabii öte yandan şey de demiyorum. Her şeyi de apolitikleştirelim ve bu da bütün güç ilişkilerini ve şiddet ilişkilerini görmezden gelmesi sebep olur ama yani insan hayata bence daha böyle sınırlar ve bazı esneklikler üzerinden bakabilmeli. Öte yandan mesela bir arkadaşım birine apaçık yalan söylese birini dolandırsa işte eşini aldatsa insan şunu da düşünür bunu yapan bana neyi yapmaz değil mi yani işte birini aldatıyorsa işte para konusunda ne bileyim başka sadakat konusunda yarın bir gün bana da bunu yapabilir. Evet ama bu bak pragmatik bir argüman.
Yani senin hiç temas etmeyeceğin bir insana da bu mesafeyi koyar mısın yani bir sanatçıya? Hani dolandırıcı bir sanatçı olsun mesela. Karısını aldatan, kocasını aldatan bir sanatçı olsun. Tam mükemmel.
Özellikle Dostoyevski'nin kardeşim olmasını asla istemem. Büyük dert olur. Değil mi yani sürekli uğraşırsın veya Roman Polonski. Ama hani bir sanatçı olarak okumakta bir beis görmüyorum.
Dolayısıyla bence mesele şuraya geliyor. Hayatımızın neresini alacağız? Yani sanatçıları gel kardeşimiz yapalım, ortağımız yapalım, ne bileyim sevgilimiz yapalım demiyorum. Onlar o yerde yani sanatsal üretimi değerlendirdiğimiz estetik duyarlılığımıza baktığımız ve insanlık tarihi içerisinde yerini anlamaya çalıştığımız yerde iyi.
Fakat bu ona bir karakter olarak bazı zorbalıklar yapma meşruiyeti de ve alanı da vermemeli. Çünkü insanlığın böyle bir meyili var bunu da reddetmiyorum. Biz kredi vermeye meyilli oluyoruz başarıllara. Bunu da yapmamalıyız.
Dolayısıyla hani böyle nüanslı ve daha dengeli bir pozisyonda kalmak gerekiyor. Peki senin hani linç edilmesine rağmen tüketmeye devam ettiğin biri var mı? Güzel soru. Mesela Tolkien olsun.
Irkçı falan filan muhabbet olsun. Aynen böyle Tolkien biliyorsun işte orklar acaba işte Türkler mi? Orklar acaba Doğu halkları mı? Bugün Tolkien canlansa ve evet dese şaşırmam.
Niye? Niye? Abi tam 20. yüzyıl başlangıcında bir İngiliz supremasız. Aynen.
Yani dil bilimci. İşte Oxford'da okumuş bilmem ne. Hani bu tarz görüşleri paylaşıyor olabilir. Ben ama onun bu hikaye yaratımında onu besleyen kaynakları bilmeyi de anlamlı görüyorum. Yani işte
bu adam bu çağın bir ürünü ve bu çağda böyle fikirler vardı. Şey var ya bilmem ne kasa lafı var ya. Aynen. Tamam. Aynen.
İşte şey elitist kasa bir karakter yani. Aynen öyle yani tamamen dünyaya iyiler kötüler ki film de öyle aslında. O mitoloji de onun bir parçası. İyiler ve kötüler ve iyinin mücadelesi.
Ama gücün korapt edişini çok iyi anlatıyor işte yani lanet olsun ki. İyi anlatıyor ama ben dediğim gibi onu ta müzeye bakarsın ve müzede eserler olur. Aa eskiden insanlar böyle şeyler yapıyormuş dersin ya. Ben de Tolkien'e baktığımda onu görüyorum.
Ama işte gerçek ve şu anda da yapılıyor anladın mı? Yani sadece Dostoyevski Tolstoy değil. Yani bizim belki proaktif olarak bazen bunlardan biriyle işte bu ihtilaflı figürlerden biriyle bir eventte karşılaşacağız, karşılaşıyoruz. Pozisyon almamız gereken ve yaşayan figürler de oluyor.
Bence hani ikircikli kısımlarından biri de bu yani. Mesela merhaba mı diyeceksin? Anladın mı mesela? Ozan Güven şey bir Kadıköy'de bir bara gitmiş.
Orada işte bir avukat bir ve herhalde aktivist olduğunu düşündüğüm bir kadın. Masaya vurarak mesela onu işte şey yaparak rahatsız ederek oradan çıkmasına sebep oluyor. Böyle bir tartışma oldu. Bu kadar şey hayatına da kadın doğrusunu yaptı ya da kadın yanlış yaptı diyen farklı farklı şeyler oldu.
Bizim böyle in person gördüğümüz yerlerde nasıl ilişki kuracağız? Suratına mı bakmayacağız? Merhaba mı demeyeceğiz? Elini mi sıkmayacağız mesela?
Ya da elini sıktığımız zaman onu yaptıklarını onaylamış mı oluyoruz? Ve bir de tüketici olarak onun filmlerini izleyecek miyiz, müziğini dinleyecek miyiz, sanatına bakacak mıyız, yazdığı kitabı okuyacak mıyız? Bence bütün ürünleri yani bütün şey ürünlerini, sanatsal üretimleri, yazara ya da yaratıcıya problematik karakterler olduğu zaman bunlar. Para kazandırmayacak ve kendi küçük işte dünyanda bunu yaymaya çalışmayarak ne yapıyor ya bu sapık adam diye düşünerek İşte bir Roman Polanski filmini izlemek de çok ahlaken belki bir yanlış olmayabilir.
Bunu benim vizyonumu ya o filme bakışımı artık zehirlemiş oluyor o bilgi. Ya ben onu böyle sıfır blank page tabularasa bir şekilde izleyemiyorum. Yani mutlaka bir şey buluyorum bir şeyden rahatsız oluyorum falan filan. Ama o rahatsızlığın kendisi de hani bir okuması ilginç bir şey olabilir.
Yani hani bir beyin egzersizi olarak diyorum ama yani bir de şöyle pozisyonlarda kalıyoruz işte mesela ben Akbank Sanat'ta film kulübü yapacağım anladın mı işte yapıyorum ve bir arkadaşımla orada gidip bir Roman Polanski filmi şey yapsam filmlerden birini o seçsem tabii ki de yani bu problematik bir şey olur gibi düşünüyorum. Benim orada evde tek başıma HD film cehenneminden ya da Uğur filmden açtığım Roman Polanski filmiyle gidip işte ona platform sağlamak arasında çok bence bir fark var ve ikincisinin de ahlaken yanlış olduğunu düşünüyorum. Güzel bir tartışma. Bence burada kriter zaman biliyor musun? Mesela İradenin Zaferi filmini izletsen ve 1930'larda propaganda böyle yapılıyordu ve bu film çekim teknikleri, müziğin kullanılması, nazi formasyonunun göstermelisi konusunda dünyada bir devrim yarattı.
Yani bambaşka bir ifade gücü ortaya koydu. İnsanlar, aa evet tarihin bir parçası veya insanlık hikayesinin hoşumuza gitmesek de bilmemiz gereken bir parçası gibi değerlendirir. Ama işte Ozan Güven'in filmini açsan, bu adam hala canlı kanlı, hala aktif bir şekilde sanat hayatına devam ediyor. Ve onu ortaya koyman, onu öne çıkartman, platform vermen sanki onu aklamanın da bir parçası gibi oluyor.
Roman Polonski hala bence bunun arasında çünkü hani yaşayan ölü gibi bir yandan yani yaşlı tartışmalar çok eskiye dayanıyor ama bir yandan devam da ediyor çünkü kaçıyor bir yerlerde sürekli böyle şeyler de yapıyor ama mesela Roman Polonski seçsen ben bunu eleştirmezdim şöyle eleştirmezdim muhtemelen bu konuyu konuşmanın da müthiş bir paravanı olurdu. Yani sanatçıyla nasıl ilişki kurmalıyız bu tarz suçlar işlemiş veya hoşumuza gitmeyen davranışlar işlemiş sanatçının sanat eserlerini değerlendirmeli miyiz değerlendirirken onu nereye koymalıyız tartışmanın da bence güzel bir başlangıcı olurdu. O yüzden ne kadar eskirse yani ne kadar müzeleşirse o kadar konuşması kolay hale de geliyor. Evet evet sen zaten o yüzden dostu eski örneği verip Ozan Güven'den konuşmamak istedim.
Hayır yok ben Ozan Güven'i yaşa bir sanatçı olarak almadığım için. Niye ya? İkinci Bağır'da falan çok iyiydi. Oyuncu olarak yetenekli bir adam da çok problematik yani bir karakter.
Doğrudan hiç izlemedim. Hiç izlemedim. Şey Gora'yı izledin mi? Yok.
Ne? İzlemedin mi? Aynen. Vay şaşırdım.
Arogu da mı izlemedin? İzledim. İşte oradaki robottu. Neyse orada çok tabii ki bir sanat, yüksek sanat falan yapmıyor da.
Ben bu arada Louis C.K.'in haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Bana yine pick me diyecekler ama.
Biliyor musun o adayı? Tabii tabii biliyorum. Yani bilmeyenler için şöyle bir olay yine belki bu gücü suistimal etmekle ilgili güzel bir noktayla kapatabiliriz tartışmayla. Şimdi Louis C.K. farklı farklı zamanlarda işte kulislerine gelen çeşitli komedyen kadınlara ya da normal seyircilere bir şekilde diyalogu oraya mı çekiyor ne yapıyordu bilmiyorum.
İşte iznin olursa karşına mastürbasyon yapabilir miyim diye soruyor. İşte bir ya da iki komedyen kadının da şaka zannedip okey dediklerini söylüyorlar ve bunun üzerine Louis CK de kuliste bu kadınların karşısında mastürbasyon yapıyor. Bunu da farklı farklı zamanlarda başka kadınlar ortaya çıkıyor. Evet bana da böyle yapmıştı, bana da böyle yapmıştı falan filan diye.
Louis CK de hemen ertesi gün evet yaptım işte özür dilerim ben rızalarını aldığım için doğru şey yaptığımı düşünüyordum. Ama burada bir gücüsü istimal ettiğimin farkında değildim falan filan diye bir özür diliyor. Ama bu walk 1 dediğimiz böyle en walk'un en nasıl söyleyeyim cafcaflı zamanlarında çok belki şu an olsa o kadar tepki verilmezdi diye düşünüyorum. Ama o anda çok yüksek bir tepki verildi ve adam 5 yıl boyunca yok oldu.
Mesela ben Louis C.K.'in fanıydım ve adamın zaten bütün komedisi adamın weirdolukları, gariplikleri, rahat dark humor yapıyor. Yani zaten biraz weirdo bir adam olmazsan o şakalar aklına gelmez.
Yani biraz sapık ve weirdo olman lazım yani o humoru yapabilmen için. Ve ben o mizahın da değerli olduğunu düşünüyorum, bir sağaltım olduğunu düşünüyorum, işte katartik bir şey olduğunu düşünüyorum vesaire vesaire. Yani böyle şeylerin yapılması gerektiğine de inanıyorum hem de ifade özgürlüğü açısından da. Ve yani hani şimdi teknik olarak rıza alınmış kadınlar tamam okey demişler hani zoraki bir şey yok.
Sonradan işte şaka bir kısım diyor ki şaka yapıyordu bir kısım diyor ki ben işte ona çok şey idol olarak gördüğüm için o zaman hayır diyemedim aslında. Böyle bir şey istemiyordum ve beni çok rahatsız etti falan filan tamam kesinlikle rahatsız edici olmuş olduğunu zaten anlıyorum. Empatide kuruyorum ama ve lakin ya güç ilişkisi neyde yok ki be kardeşim ya herhangi bir zaten ne bileyim ben sana bir şey sorduğumda da var yani ya da başka karı koca arasındaki sekslerde de var. Yani bu çizgiyi buraya çektiğimiz zaman bayağı bir şey giriyor içine.
Yani bayağı bir şey içine giriyor. Yani çok fazla şey giriyor. Yani neredeyse her şey. Bütün insan ilişkileri falan giriyor yani.
O yüzden ben mesela Lucy Key biraz abartı bir tepki verildiğini düşünüyorum. Bu argümanı bana şunu düşündürdü. Sen birazcık sanatçının sanatıyla ona verdiğimiz esneklik pay arasında da bir işe görüyorsun. Yani sanatçı zaten işte Dark Humor yapan biri veya işte Picasso gibi böyle üretimin, sanatsal üretimin en uçlarına dolaşan biriyse.
O kredi vermekle ilgili bir şey işte ama. İşte ona nasıl desem o bunu yapabilir çünkü zaten onun karakteriyle yaptığı sanat arasında bir bağ görüyorsun. Ama atıyorum bir Ozan Güven mesela sana yani nasıl desem oyuncu. Çok yüksek bir sanatçı olsa da biz sonuçta Picasso'da birini dövse bunu yanlış buluruz ahlaki olarak.
Bence orada yapılan act'in kendisi çok önemli. İşte onu diyorum yani sanatın yapıldığı şekil ile onun davranış arasında bir bağ görüyorsun. Yani zaten böyle çok uçlarda dolaşan çok işte dark humor yapan biriyse. Onun karakteriyle bunların arasında bir bağlantı görebiliyorsun ama normal bir komedyen olsa hani şey dersin hani burada gerçekten gücü suistimal etme var çünkü yaptığı şakalarla davranışı arasında o kadar bir bağlantı yok gibi anladım.
Gücü suistimal etme ama her şeyde var aslında problem o yani sen gidip çok alakasız gücü suistimal etme sen ertesi gün bu yaşananlardan pişman olana kadar yani zaten her şey gücü suistimal ediyor. Yani gelip sana patronun canım ya işte biliyorum geç oldu ama bir saat daha mesaiye kalabilir misin? Bu da geç gücü suistimale ediyorsun. Ya da doğru diye demiyorum da yani hayatın her alanına ben sen benden bir şey şey yapıyorsun.
Biz şimdi iş yapıyoruz. Mesela sen benden bir şey rica ettin. Benim hiç yapmak istemeyeceğim bir şey. Ben diyorum ki tamam kanka yaparım diyorum ama hiç istemiyorum tam o şeyi.
Bu da sen benim üzerimdeki gücünü yani suistimale ediyorsun bir nevi. Bu zaten insan ilişkilerinin her yerinde var ben fukucu bir yerden söylüyorum. Bu demek değil ki ilav doğru ama çizgiyi buradan çekersek yani güç suistimalinden değil rızadan değil de güç suistimalinden çekersek o zaman evrendeki bütün ünlüleri ya da bütün sanatçıları bütün üretim yapan herkesi ve diğer insanları da yani içine almamız gerekir. Zaten Vogue'a gelen en büyük eleştiri buydu.
Yani bütün güç eleşkilerini tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak manasız ve gerçekçi olmayan bir proje. Çünkü güç ilişkileri doğanın her yerinde bulunan bir şey. Fakat senin anlattığın hikayede beni asıl düşündürten şu oldu. Louis C.K. ertesi gün rızaları vardım sanmıştım diye bir açıklama yapıyor ya.
Bunun kendisi de aslında... Hayır rızanın yeterli olduğunu düşündüm diyor. O dönemin aslında key word'ünü kullanıyor. Bu içinde olduğumuz çankiyi verdiğine rıza değil mi?
Birinin rızasını aldığında aslında birilerinin rızasını almadığın için sen suçlu oluyorsun. Özellikle bu cinsel konularda. Yani mesela 18 yaşından küçük biriyle niye beraber olamıyorsun? Yani niye evlenemiyorsun?
Çünkü rıza verecek olgunlukta olmadığını varsayıyoruz. Evet sarhoş insanlarla da. Gibi mesela. Şimdi bu aslında bize şunu düşündürtüyor.
Ne kadar ahlaki kriterler de kendi içerisinde değişiyor. Yani bugün beş sene önce yani rıza almak yeterliyken artık veya bundan beş sene sonra her seferinde rıza almak belki bir kriter olarak karşımıza gelecek. Bir beş sene sonra belki o rızayı o an vermiş olman yeterli olmayacak. O rızanın böyle bir son kullanma ömrü de olabilir veya ileriye dönük dönüştürülebilir de.
Ya ben o an rıza verdim sanmıştım ama aslında şimdi geriye doğru düşününce rıza vermemişim. Evet emrivaki yapmışsın bana falan. Ama şimdi bir de diğer tarafı şimdi rıza diskurunu birçok açıdan kullanışlı buluyorum ama çok problemli başka bir tarafı da var o da şu birçok zamanda da baskı altında kalarak evet karar veriyorsun ve o karşı tarafa rıza olarak lanse ediliyor. Ya da orada bir rıza duyuyor ama sen o rızayı belki kendi içinde bile sindirerek vermiyorsun.
Tamam bunu anlıyorum ve bu bir problem belki çözmesi gereken. Ama şimdi diğer tarafa bakalım. Şimdi insanlar birbiriyle cinsel ilişkilerde bulunuyorlar. Böyle bir şey var rıza çıtası var ve çoğunlukla kullanışlı bir çıta.
Ne bileyim işte çok sarhoş bir insanla da seks yapmamak rıza veremeyeceği için bence önemli bir ahlaki çıta gibi gibi şeyler. Ama sonuçta karşındaki insan sana diyor ki ben işte yapabilir miyim bu kinky şeyi. İşte ad bu da adamın fetişi zaten yani sonradaki komedilerinde de şey yapıyor. Konuşuyor bunun hakkında.
Başkalarının önünde mastürbasyon yapma fetişi var adamın yani şey. Diyojen'de de vardı bu arada. Alakasız. Ama neyse yani bu adamın kinky neyse.
Ve biz bu kink'i pedofili gibi görmüyoruz değil mi? Yani burada adam rıza kapsamında bu kink'ini gerçekleştirebilir gibi düşünüyoruz. Yani yetişkin ve rıza verebilecek şeylerde. Tamam adam yani oyunu kuralına göre oynuyor aslında.
Şimdi adam bir de orada ikinci bir şeyde şey mi diye mi düşünüyor? Acaba ben bu yaptığım şeyi işte emri vaki mi yapıyor? O zaman kimse kimseyle bu kadar böyle çukura girersek buradan çıkamayız. Yani bu düşünce loopunda kimse kimseye rıza veremez o zaman.
Yani güç suistimalini de denkleme katacak olursak rıza verebilitesi felsefi olarak yok oluyor bence. Yani dediğim gibi Lucy 2 arkadaşım olmasını istemezdim. Bir arkadaşımın bunu yapmasını istemezdim. Şakalarına gülmeye devam ederim ve bu kadar benim için olur.
Ama mesela yarın bir gün gerçekten birine zarar vermiş olsa hukuki olarak ceza alması için de Bunu hakiki olarak ceza almasını istemiyorum. Tabii ki abi ben tabii ki yani. Babamın oğlu değil Louis C.K.
Ben sadece şey açısından güzel bir örnekleme olduğunu düşünüyorum. Şimdi biz bütün linçleri, bütün sanatçıları iptal ettiğimiz, işte linç ettiğimiz şeyleri tek bir kefeye koyuyoruz. Aslında her bir olay kendi içinde çok fazla fazla dinamik barındırıyor. Yani birinin kız arkadaşını dövmesi, taciz etmesi, tecavüz etmesi.
Birisi bir ne bileyim işte pedofili, yaşla ilgili problematik davranışlar. Ya her birini aslında kendi içinde biraz bence değerlendirmek gerekiyor. O yüzden hem mesela sanatı sanatçıdan hangi sanatı yaptığı mesela sanatçının hangi sanatı yaptığı. Bu yaptığı sanatın kendi kişiliğinden ne kadar çok şey verdiği.
Mesela hani Kant dedin. Kant mesela bir ahlak filozofu. Abi köleler okey falan diyen bir adam yani. Yani şimdi okey ben bir yandan tabii ki de işte onun söyledikleri üzerine düşünüyorum.
Ama Kant bana hayran olacağım, topyekun abi bu adam çözmüş diyebileceğim bir insan değil. Çünkü ben köleliğe yanlış buluyorum ahlaken gibi. Yani işte yaptığı üretim, yaptığı yanlışın tipi bunların hepsi bence birer faktör olarak ayrı ayrı tek tek tikel olarak değerlendirilmeli. Ve nihayetinde ben ayrılamayacağını düşünüyorum sanatla sanatçının bu arada ama daha kabul edilebilir ahlaki yanlışlar ve daha kabul edilemez ve senin o şeye hiçbir şekilde promote etmediğin bir yerde olman gereken bir izleyici olarak durumlar olduğunu düşünüyorum.
Özellikle bu insanlara platform sağladığın bir senaryoda ya da bir pozisyonda bulunuyorsan. Güzel bir bitiriş oldu. Ben de zaman derim bir kere. Ne kadar eskide yaşandı hala günümüzde yaşanıp yaşanmadığı bu çok önemli bir faktör oluyor. İkincisi aslında insanlar bu soruyu düşünürken şunun rahatsız ediciliğini yaşıyor.
Etrafında böyle insanlar olmasını ister miydin ve bu bulaşıcı bir hastalık gibi etrafındaki insanların davranışına etki etmeye başlar mı? Bir nevi ahlaki bir soru ve insanlar hangi toplumda yaşamak istiyor Rus sorusuna cevap arıyormuşçasına düşünüyor bunu. Sanatçıların da aslında bu tarz uçlarda davranışları insanlarda bunlar kabul edilebilir bir hale mi dönüşüyor gibi düşünülüyor. Ben kahve çekirdeğini alırken onun işte ekolojik tarımına üretilmiş olmaya bakmayı mantıklı buluyorum.
Çünkü onu tüketiyoruz. O tüketilen bir nesne ve ondan bir takım beklentilerimiz olabilir. Sanatçıya baktığımızda ise özellikle bir geçmişe baktığımızda geçmişteki sanatçılara onu insanlığın bir parçası olarak görüyorum. Ve o yüzden bir müze gibi değerlendiriyorum.
Şimdiki sanatçılara baktığımda para kazandırmadığım ölçüde incelemenin değerli olduğunu düşünüyorum. Çünkü onun o kötülüğü de kötülüğe dair bir şey söylüyor. Yani İsrail'i destekleyen bir sanatçı veya İsrail'i destekleyen bir futbolcu aslında bana kötülüğünle ne kadar insanların arasında sıradan paylaşılabilir. Ve yeri geldiğinde örgütlü bir şey olduğunu da gösteriyor.
Bu arada hiç spordan konuşmadık. Bence bak spor da şey. Ben şimdi Zverev diye bir tenisçi var. Çok proud hater olduğum bir insandım.
Ve işte iki tane şeyi kazandı büyük turnuva kazandı Grand Slam kazandı son bir yılda böyle çünkü diğer herkes böyle yok sakatlık yaşadı bilmem ne yaşadı falan filan diğer büyükler. Bu adamın iki tane şeyi var eski kız arkadaşını dövmekten davası var konvikt de oluyor yanlış hatırlamıyorsam ama uzlaşmayla çözülüyor işte bir para veriyor ve dava şey yapılıyor askıya mı alınıyor neyse. Mesela onda da ben çok düşündüm. Şimdi nefret ediyoruz böyle evden.
Zaten hakeme falan böyle raketle vurmuşluğu falan filan da var. Ve işte tenis dünyasında şey tartışılıyor. Bu adam işte sporuyla mı gündeme gelmeli? Yoksa hani sporcu dediğin aynı zamanda doğru karakter, işte öfkesini kontrol edebilme, işte duygu durumunu kontrol edebilme.
Bunların hepsiyle bir bütün müdür ve işte tenis federasyonları bu adama platform sağlamalı mı yoksa diskalifiye mi etmeli tartışılıyor mesela. Oraya yalnızca Djokovic'e bakıyorsun. Bu adamın durduğu siyasi pozisyon ile Batı entelijansiyenin durduğu siyasi pozisyon birbirine zıt. Ama bu bir fikir ayrılığıdır yani.
Beni zaten düşündürten şey o. Şimdi insanın yaşam tarzı ile, insanın yaşam tarzı siyasi fikirlerinden daha ayrıştırıcı ve önemlidir dediğin anda aslında bunu bir tartışmaya açıyorsun ya. Yani öyle veya böyle sporcu, sanatçı ile onun karakter arasında bir bağ kurulabileceğini söylüyorsun. Ama diyorsun ki bu daha önemli.
Ama diyorsun ki yaşam tarzı daha önemli. Ama sonuçta onların sana bir bağ bulmaya başlıyorsun. Ben de sana şunu söylüyorum. Dediğim gibi adam suçluysa yargılansın.
Ama politik görüşlerde biz nihai bir doğruya sahip olduğumuzu bilmiyoruz. Yani belki adamın Djokovic'in politik görüşü doğru ve bilmem ne. Ona daha fazla kredi sağlayabiliriz. Ama biz bir kadının ya da bir insanın dövülmesinin yanlış olduğunu düşünüyoruz toplumsal olarak.
Orada öyle bir fark var. Yani bir insanın politik görüşünün farkı... Bunun cezasını peki biz mi vermeliyiz? Ona geliyorum.
Yani onun cezası zaten... Bence vermeliyiz. Yani toplum olarak tepkimizi koyabiliriz. Bir suçluysa hapse girer.
Ne bileyim. Neyse ne yani. Ama o zaman sporu, sanatı çok ahlaklı özleştirmeye başlıyoruz. Abi sporcuların önemli bir bölümü çok hırslı yani çok başarılı sporculardan bahsediyorum.
Çok hırslı, çok öfkeli etrafına yani Cristiano Ronaldo'yu düşün. Karakter olarak rezalet bir adam. Onda tecavüz alay esni var. O var üzerine yediğin böyle spor düşünüyor, trip atıyor bilmem ne dünya onun etrafında dönüyor falan böyle bir karakter.
Ama biraz başarılı olmasının arkasında o da var. Veya Michelangelo, hayatı boyunca evlenmemiş, sürekli yani gece uyanıp heykel yapan bir adam. Dolayısıyla sanatın, sporun yani çok başarının zaten böyle karanlık yönleri var. Dolayısıyla ben sporu, sanatı yani başarının kendisini erdemle eşleştirmenin doğru olmadığını düşünüyorum.
Böyle yaptığımızda hani kafamızda bir sporcu profili var ve sporcu Yunan tanrıları gibi olmalı. Ahlaklı, aristo gibi düşünüyor ve bir yandan da çok estetik bir vücudu var. Ama halbuki o başarının böyle karanlık bir tarafı var. Bırakalım kötülükle, başarıyla, sanatla daha dürüst bir ilişki kuralım.
Başarılı olmanın sonucu bu abi. Yeri geldiğinde o kadar öfkeleniyorsun ve o kadar ısırılıyorsun ki gidip hakem dövüyorsun. Belki başarılı insanlara hayranlık duymalı mıyım ayrı bir şey. Aynen öyle.
Çoğu lavuk ve dallama olur. Başarılı insanların çoğu zaten etrafınızda görmek isteyeceğiniz insanlar değildir. Hatta daha da büyüteyim kapitalizmi yarattığı insan modeli zaten. Beraber komşun olmasını istediğim insan kapitalist olamaz yani.
Yani verimlilik işte başarı bu insan annen olsun istemezsin. Efendim? Sabah beşte soğukluğu. Ha yani o yüzden ben bırakalım daha dürüst ilişi kuralım diyorum.
Linç meselesine gelince de onun cezasını toplum vermeye başladığı anda da gelebilecek sonuçlardan biraz çekiniyorum. Zaten bunun için mahkemeler daha soğukkanlı adalet mekanizmasının kendisi var. Eril adaletiniz batsın falan. Neyse biz bütün akşam konuşuruz.
Burada bitirelim. Adalet de o kadar soğuk ve objektif değil maalesef Yaşar Efendi de neyse o da başka bir podcast'ın konusu olsun diye. Konuşalım bir dahakin ona konuşalım. Evet.
Çok teşekkürler çok keyifli bir sohbetti. Bilim mukabele. Siz de yorumlarınızı bekliyoruz. Bekliyoruz. Bize konu önerileriniz varsa yollamaya devam edin.
Mecbur Mıyım'da bizi dinlediğiniz için çok teşekkürler. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Hoşçakalın. Eğer Mecbur Mıyım'ın yeni bölümlerinden haberdar olmak isterseniz takip et butonuna basmayı unutmayın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.